sigorta genel bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigorta genel bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sigorta Rücu Davaları-Şartları-Zamanaşımı-İtiraz

Sigorta şirketinin açtığı rücu davası 


kasko-trafik-sigortasi-rücü-davasi
Trafik sigortasi-kasko sigortasi-zarar sigortasi-rücü davalari-zamanasimi-dava sartlari- rücu hakkı nasıl kullanılır

Bazı durumlarda sigorta şirketleri tarafından bize karşı açılmış rücu davalarıyla karşılaşabiliriz. Peki nedir bu rücu davaları? Acaba sigorta şirketleri; rücu davalarıyla bizden ne talep etmekte, bu taleplerini ahngi kanuna dayandırmakta ve bu talebe hakları var mı gibi sorular sorabiliriz.

Öncelikle belirtmiş olayım ki evet bazı durumlarda sigorta şirketleri, kendi sigortalısına veya başka 3. kişilere karşı rücu davaları açabilir. Bunlar yaptırdığınız trafik sigortasından kaynaklı sigorta rücu davaları olabileceği gibi bir başkasının yaptırdığı zarar sigortalarından kaynaklanan sigorta rücu davaları da olabilir. İşte bu iki çeşit rücu davasına ilişkin genel bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.

1) Trafik sigortasından(ZMMS) kaynaklanan sigorta rücu davaları


Bu kısımda bir trafik kazası sonucunda meydana gelen zarara karşılık sigortacının ödediği sigorta tazminatı ve kendi sigortalısından almak için açtığı rücu davalarını anlatacağım.

Bilindiği üzere trafik sigortası(zorunlu mali mesuliyet sigortası), sigortalının karayollarında kaza yapması ve buna bağlı olarak tazminat sorumluluğunun doğması riskine karşı yaptırılan bir zorunlu sigortadır. Sigortalı, sigortacıya her yıl belirli miktar prim öder buna karşılık sigortacı da sigortalısının bir kazaya karışması durumunda onun ödemek zorunda kaldığı/kalacağı tazminatı 3. kişilere öder.

Fakat bazı durumlarda sigortacı 3. kişiye yaptığı ödemeleri kendi sigortalısından geri alır yani ona rücu eder. Burada "Sigortalı sigortacıya zaten kendisinden istenebilecek tazminatlar istenmesin ve bunları sigortacı ödesin diye her yıl prim ödüyor. Sigortacı, ödeyeceği parayı sigortalısından geri alabilecekse o zaman  sigortalı boş yere prim ödemiş olmuyor mu?" diye sorulabilir.

İlk bakışta bunun sigorta mantığına ters düştüğü doğrudur fakat kanun koyucu sigortalı sürücünün bazı fiillerini çok ağır bulduğu için bu fiillerinden dolayı sigortalıyı korumak istememiştir. Böylece sigorta primlerini ödemiş olsa dahi onu sigorta korumasından mahrum bırakmıştır. Bahsi geçen bu fiiller yani sigortacının ödediği tazminat için bu ödemeyi, sigortalıya rücu edebileceği durumlar Trafik Sigortası Genel Şartlarının B.4 maddesinde sayılmıştır.(Bkz: Trafik sigortası genel şartları)

Sigortalıya başlıca şu nedenlerle rücu edilir:

a) Tazminatı gerektiren olay, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise, 
b) Tazminatı gerektiren olay, aracın ilgili mevzuat hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan veya geçerliliğini yitirmiş sürücü sertifikasına sahip ya da ehliyetine geçici/sürekli el konulmuş kimseler tarafından sevk edilmesi veya trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmiş ise, 
c) Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar, (Alkol sınırı ve alkollü araç kullanmak hakkında "Alkollü araç kullanma ve cezası" yazıma bakabilirsiniz.) 
ç) Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tespit edilmiş olan istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise, 
d) Sigortalının rizikonun gerçekleşmesi halinde bu genel şartların B.1. maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa, 
e) Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gasp edilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gasp edilme olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse, 
f) Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin,  tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde,

Sonuç olarak; sigortacı KTK(Karayolları Trafik Kanunu)'nın 95. maddesi ve Trafik Sigortası Genel Şartlarının B.4 maddesine dayanarak sigortalısına 3. kişiye ödediği tazminat miktarını rücu edebilir.

Peki yukarıda 7 bent halinde sayılan durumlarda sigortacının koşulsuz şartsız rücu hakkı var mıdır? Örneğin yukarıdaki "c" bendine göre her alkol alan kişinin trafik kazasına karışması durumunda otomatikman sigortacının rücu hakkı doğar diyebilir miyiz? Ya da "a" bendine göre bazı durumlarda kişi yüzde yüz kusurlu olsa dahi her koşulda sigortacının rücu hakkı doğar mı?

Tabiki hayır. Yukarıdaki bentlerde sayılan her bir durumun sizin özel haliniz göz önüne alınarak yorumlanması gerekir. Bunun içinde muhakkak suretle bir avukata danışmanızı öneririm. Dolayısıyla sigorta şirketinin, sigorta rücu davası açmadan önce size göndereceği ihtarnameye göre hemen ödeme yapmayıp ödeme yapmadan önce durumu araştırmanız yararınıza olacaktır.

Sigortacı bu davayı KTK m. 95'e ve Trafik sigortası genel şartlarının B.4 maddesine dayanarak açar. Ayrıca bu rücu davası genel şartların B.3 maddesinde belirtilen halefiyete dayalı bir rücu davasıdır. O takdirde söz konusu rücu davası basit bir rücu davası değil sigortalı ile hak sahibi(zarar gören) arasındaki ilişkiye göre hareket edilecek ve sigortacının, zarar görenin savunma vasıtalarına sahip olduğu bir rücu davasıdır.(Halefiyete ilişkin daha ayrınıtılı bilgi için "sigorta hukukunda halefiyet" yazıma bakabilirsiniz.)

Rücu davasında yetkili mahkeme. Sigortalı ile zarar gören arasındaki ilişki, haksız fiilden kaynaklı bir borç ilişkisi olmakla birlikte rücu davası, mutlak ticari davadır. Bu durumda zarar gören yerine geçen sigortacı da buna göre davayı Asliye Ticaret Mahkemesinde açacaktır. 

Rücu davasında zamanaşımı. KTK. m. 109'a göre sigortacının kendi yükümlülüğünü yerine getirdiği günden başlayarak rücu talebi iki yılda zamanaşımına uğrar. Sigortacı zarar görene ödeme yapmadıkça bu davayı açamaz bu nedenle sigortacı asıl alacaklıya ödeme yaptığını ispat etmesi gerekir.

Sigortacının açtığı rücu davasının şartları:
  1. Trafik sigortalarına dayalı olarak sigortacının halefiyete dayanan rücu hakkının doğması için geçerli bir sigorta sözleşmesinin ve bu sözleşmeye uygun olarak yapılmış bir ödemenin olması gerekir.
  2. Sigortacı ancak sigorta tazminatını ödedikten sonra zarar gören 3. kişinin yerine geçer. Dolayısıyla sigortacı sigortalısına karşı dava açabilmesi için önce kendi borcunu zarar görene karşı ifa etmiş olmalıdır. Ayrıca sigortacı ancak zarar görene ödediği miktar kadar sigortalısına rücu davası açabilir. Yapılan rücu davasında sigortalı karşı tarafın kusuru nedeniyle tazminat bedelinden indirim talep edebilir.  
  3. Sigortacının Trafik sigortası genel şartlarının B.4 maddesinde sayılan durumlarından birine veya bir kaçına dayanarak rücu davası açması gerekir. 

2) Zarar sigortalarından kaynaklanan sigorta rücu davaları


Özel sigortalar zarar(tazminat) sigortaları ve bedel sigortaları olmak üzere ikiye ayrılır. Zarar sigortaları ise kendi içerisinde yangın sigortaları, kaza sigortaları, nakliyat sigortaları, mühendislik sigortaları tarım sigortaları ve kefalet sigortaları olarak bir çok alt dala ayrılır. Sigorta rücu davaları halefiyet ilkesine bağlı olarak sadece zarar sigortalarında gündeme gelir. (Sigorta hukukunda halefiyet ilkesi için bknz: "sigorta hukukunda halefiyet") Bedel sigortalarında halefiyet ilkesi geçerli değildir.

Bu başlık altında anlatacağım rücu davaları yukarıda anlattığım rücu davalarından en başta davanın açıldığı taraf bakımından farklıdır. Trafik sigortalarından doğan rücu davalarında sigortacı kendi sigortalasına karşı dava açarken, burada anlatacağım davalarda sigortacı sigortalısından başka bir 3. kişiye dava açıyor.

Örneğin kasko sigortası bir kaza sigortası türü olmakla temelde zarar sigortasıdır. Kasko sigortasında kişinin aracına malik olma menfaati sigortalanır. 3. bir kişi aracınıza zarar verdiğinde verilen zarar poliçe dahilinde kalıyorsa sigortacı tarafından karşılanır. Sigortacı da size yaptığı ödemeyi döner 3. kişiden alır. Bunu o kişiye karşı rücu davası açarak yapar.

Bir başka örnek olarak X şirketinin yurtdışından makina getirtiyor olduğunu ve makinenin taşınması sırasında bir zarar doğması olasılığına karşı da şirketin nakliyat sigortası yaptırmış olduğunu varsayalım. Milyon liralık makine, taşıma sırasında yapılan bir hatadan dolayı kullanılamaz hale geldiğinde sigortacı, sigorta tazminatını makine sahibi şirkete ödeyecek ve buna karşılıkta zararın meydana gelmesinde sorumluluğu olan 3. kişilere karşı rücu davası açacaktır.

Sigortacının açacağı zarar sigortasından kaynaklı rücu davasının kanuni dayanağı Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesidir. 1472. madde sigortalının meydana gelen zarar nedeniyle 3. kişilere karşı var olan dava hakkının sigortacının tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya geçeceğini ifade eder. Dolayısıyla burada sigortacı sigortalısının yerine geçmekte sigortalı ile 3. kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre dava sürdürülmektedir. Bu nedenle görülecek rücu davasında yetkili mahkeme, zamanaşımı ve ispata dair maddi kurallar sigortalı ile zarar veren 3. kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre belirlenecektir. 

 Görevli mahkeme

Zarar sigortasına ilişkin rücu davalarında görevli mahkeme sigortalı ile 3. kişi arasındaki ilişkiye göre belirlenecektir. Söz konusu zarar bir ticari ilişkiden mütevellit ise Ticaret Mahkemesinde veya normal bir haksız fiil ilişkisi ise asliye hukuk mahkemelerinde dava görülecektir.

Zamanaşımı

Zarar sigortasına ilişkin rücu davasında geçerli olan zamanaşımı Ticaret Kanunu'nun 1482. maddesinde bellirlenmiş zamanaşımı değildir. Zamanaşımı da yine sigortalı ile 3. kişi arasındaki ilişkiye göre belirlenecektir. Aralarındaki ilişkinin haksız fiil ilişkisi olması durumunda farklı bir sözleşme ilişkisi olması durumunda farklı zamanaşımı süreleri söz konusu olacaktır.

Dava şartları


  1. TTK. 1472. maddede düzenlenen sigortacının halefiyete dayanan rücu hakkının doğması için geçerli bir sigorta sözleşmesinin ve bu sözleşmeye uygun olarak ödemenin yapılmış olması gerekir.
  2. Kanun metninde de açıkça belirtildiği üzere sigortacı ancak sigorta tazminatını ödedikten sonra sigortalının yerine geçer. Dolayısıyla sigortacı sorumlulara karşı dava açabilmesi için önce kendi borcunu sigortalıya karşı ifa etmiş olmalıdır.
  3. Sigortalının sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya geçeceği için öncelikle sigortalının sorumlulara karşı dava hakkı olmalıdır.

AV. TURAN ÖZKAYA



turanozkaya.blogspot.com- sigorta rücu davaları- sigorta rücu davalarında zamanaşımı- olay yeri terk sigorta rücu- trafik kazalarında sigorta şirketinin rücu hakkı- rücu hakkı nasıl kullanılır- sigorta şirketi bana dava açtı - sigorta şirketinin açtığı rücu davası

Rücu nedir?-Rücu hakkı nedir?-Rücu davası

Rücu nedir?-Rücu hakkı nedir?-Rücu davası

rucu-nedir-ne-demektir- rucu-etmek-rucu-davasi
Rücu nedir-ne demek? Rücu hakkı, rücu etmek ve rücu davası ne demektir?

Rücu nedir?


Rücu; arapça kökenli bir kelime olup geri dönme, vazgeçme, cayma ve sözünden dönme anlamlarına gelmektedir. Rücu kelimesi bugün çoğunlukla birer hukuki terim olan rücu hakkı ve rücu davası kavramları içerisinde kullanılmaktadır.

Rücu hakkı nedir?


Rücu hakkı, bir kimsenin alacaklısına ödediği şeyi başka birinden istemeye yetkisinin olmasını ifade eder.

Eğer rücu hakkınız varsa birisine ödediğiniz miktarı siz de dönüp başka birisinden isteyebilirsiniz. Yani birine bir şey veriyorsunuz sonra sizde verdiğiniz şeyi dönüp başkasından alıyorsunuz böylece verdiğiniz şeyi rücu etmiş oluyorsunuz.(rücu etmek).

Birisine borcunuzu ödediğinizde kanun buna ilişkin size bir rücu hakkı tanımışsa ödediğiniz miktarın tamamını veya bir kısmını başkasından rücu davası açarak geri alabilirsiniz. İşte kanunun tanıdığı bir rücu hakkına dayanarak alacağın talep edilmesi amacıyla açılan davaya da rücu davası denir.

Örneğin hukukumuzda Borçlar Kanunu'nun 167. maddesine göre müteselsil borçluların birbirlerine karşı rücu hakkı vardır. Mesela bir kira sözleşmesini müteselsil borçlu olarak kiracı sıfatıyla Ali ve Veli imzalamışsa bunlar ev sahibine karşı borcun tamamından birlikte sorumlu olurlar. Dolayısıyla ev sahibi borcun tamamını Ali'den talep ettiğinde o kişi bütün borcu ev sahibine ödeyecek ve Veli'ye ait olan fazla kısmı Veli'den isteyecektir. Veli'nin borcunu ödememesi durumunda ise Ali Veli'ye karşı rücu davası açabilecektir.

Özel hukukta bir tarafa rücu hakkının tanındığı bir çok kanun hükmü vardır. Haksız fillerde(BK. m. 62), müteselsil borçlulukta(BK. m. 167), kefalet ilişkisinde(BK. m. 587), sigorta hukukunda sigortacının rücu hakkı(TK. m. 1472) gibi hükümler rücu hakkının düzenlendiği hükümlere birer örnektir.

İdare hukukunda da belirli durumlarda devletin rücu hakkı düzenlenmiştir. Örneğin kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken bir zarar doğmasına neden olmaları sonucunda idare tazminat ödemek zorunda kalırsa ödediği miktarı zarara sebep olan kamu görevlilerine rücu edebilir. 

Sigortacının rücu hakkı. Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesinde ve Karayolları Trafik Kanunu'nun 95. maddesinde sigortacının sahip olduğu rücu hakkı düzenlenmiştir. Sigortacının sahip olduğu rücu hakkını ve buna bağlı olarak açabileceği rücu davalarına ilişkin "SİGORTA RÜCU DAVALARI-ZAMANAŞIMI-İTİRAZ DAVA ŞARTLARI" yazımda daha ayrıntılı bilgiler verdim. Arzu ederseniz bu yazıya bakabilirsiniz.

 Sosyal Güvenlik Kurumunun rücu hakkı. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21 ve 23. maddelerinde SGK'nın iş kazası ve meslek hastalığı durumlarında işverene karşı sahip olduğu rücu hakkı düzenlenmiştir. SGK'nın rücu hakkına ve açacağı rücu davalarına ilişkin yazımda daha ayrıntılı bilgiler verdim. Arzu ederseniz bu yazıya bakabilirsiniz.



AV. TURAN ÖZKAYA



turanozkaya.blogspot.com, rücu nedir - rücu ne demek? - rücu hakkı nasıl kullanılır 

Sigorta Hukukunda Halefiyet

Sigorta Hukukunda Halefiyet

sigorta rücu davası halefiyet nedir


Genel Olarak Halefiyet


       Genel olarak halefiyet Borçlar Kanunu'nun 127. maddesinde düzenlenmiştir. Borçlu borcunu kural olarak bizzat ödemek zorunda değildir. Bazı durumlarda borçlunun borcunu, borç ilişkisinin tarafları değişmeksizin araya giren bir 3. kişi ifa edebilir. Böylece 3. kişinin ifası ölçüsünde borçlu borcundan kurtulur ve sonrasında 3. kişi de alacaklıya yaptığı ödemeyi borçluya rücu eder. İşte 3. kişinin burada sahip olduğu rücu hakkını daha da güçlendirmek için kanun koyucu rücu hakkını halefiyetle güçlendirmek istemiştir. Halefiyette 3. kişi alacaklının halefi(ardılı) olmakta ve alacaklının sahip olduğu haklara sahip olmaktadır. Önceki alacaklının savunma haklarına sahip olmakta ve zamanaşımı gibi hususlar borçlu ile alacaklı arasındaki hukuki ilişkiye göre belirlenmektedir. Bu yönüyle halefiyet basit rücu hakkını daha da güçlü hale getirmektedir.

       Halefiyet her rücu ilişkisinde geçerli olmayan istisnai bir düzenlemedir. Bu anlamda bir hukuki ilişkide halefiyetin mümkün olabilmesi için o ilişkide halefiyetin geçerli olacağına dair bir kanun hükmü olmalıdır. Sigortacılıkta halefiyet ilkesinin uygulanması da dayanağını Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesinden alır. 1472. maddesinde zarar sigortalarında geçerli olan halefiyet ilkesi düzenlenmiştir ve 1486. madde ile de bu ilkenin taraflarca kaldırılamayacağı düzenlenmiştir.

Sigortacılıkta Halefiyet


TTK. m. 1472: “Sigortacı, sigorta tazminatı ödediğinde hukuken sigorta ettirenin yerine geçer. Sigorta ettirenin gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.”

       Zarar sigortalarında sigortacının asli edim yükümlülüğü, sigortalının poliçe kapsamındaki zararlarını gidermektir. Zarar sigortalarında üçlü bir ilişki vardır. Sigortalı ile karşı taraf(3. kişi) arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan bir zarar doğduğunda 3. kişinin kusuru oranında; sigortalı alacaklı, 3. kişi borçlu konumuna gelmektedir. Bu ilişkide sigortacı ise meydana gelen zarar için sigorta tazminatını sigortalıya ödemekle esasında 3. kişinin borcuna karşılık ifada bulunmuş olmaktadır. Bundan dolayı sigortacı sigortalıya yaptığı ifa ölçüsünce sigortalının haklarına halef olmaktadır.

       Halefiyette esasında sigortacının sigortalıya yaptığı ödemeye karşılık 3. kişiye bu ödemeler için rücu davası açması söz konusudur. Bu rücu hakkı, kanundan doğan ve sigortalının haklarına halef olmaya dayanan bir rücu hakkıdır ve bu nedenle basit bir rücu hakkı olmamakla esas hukuki ilişkiden bağımsız değildir. Sigortacının açacağı rücu davasında zamanaşımı sigortalı ile 3. kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre belirlenecektir. Sigortalı ile 3. kişi arasındaki hukuki ilişki, haksız fiile dayanıyorsa haksız fiilden doğan borç ilişkisine göre ya da sözleşmeye dayanıyorsa sözleşmeden doğan borç ilişkisine göre zamanaşımının süresi ve başlama zamanı belirlenecektir. Dolayısıyla bu davalarda zamanaşımı konusunda 1482. madde geçerli değildir. Aynı şekilde sigortalı ile 3. kişi arasndaki hukuki ilişkiye göre davanın görüleceği mahkeme belirlenecektir. Sigortacı, açılan davada sigortalının sahip olduğu bütün savunma vasıtalarına sahiptir. Ayrıca sigortacıya geçen alacak hakkı bütün fer'ileriyle geçer. Bu yönlerden sigortacının rücu hakkı basit bir rücu hakkından ayrılır.

       Halefiyet ilkesi sayesinde sigortacı sigortalıya yaptığı ödemeyi 3. kişiden rücu davasıyla talep edebilecektir. Buna karşılık sigortalı da sigortacıdan aldığı sigorta tazminatı miktarı kadar bir kısım için 3. kişiden talepte bulunamayacak yani bu kısım için sahip olduğu hak sigortacıya geçmiş olacaktır. Bu sayede sigortalının zenginleşme yasağına aykırı davranması engellenmekte ve rizikonun gerçekleşmesi sigortalı için arzu edilebilir durum olmaktan çıkarılmaktadır. Diğer taraftan 3. kişi de zarar verici kusurlu davranışının sonuçlarına katlanmış olmaktadır .

Sigortacının Halefiyet kuralından yararlanabilmesinin şartları


  1. TTK. 1472. maddede düzenlenen sigortacının halefiyete dayanan rücu hakkının doğması için geçerli bir sigorta sözleşmesinin ve bu sözleşmeye uygun olarak ödeme yapılmış olması gerekir.
  2. Kanun metninde de açıkça belirtildiği üzere sigortacı ancak sigorta tazminatını ödedikten sonra sigortalının yerine geçer. Dolayısıyla sigortacı sorumlulara karşı dava açabilmesi için önce kendi borcunu sigortalıya karşı ifa etmiş olmalıdır.
  3. Sigortalının sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya geçeceği için öncelikle sigortalının sorumlulara karşı dava hakkı olmalıdır.

AV. TURAN ÖZKAYA


 Ayrıca Bakınız:  http://ozkayalaw.com/?p=3025

Sigortacılıkta Halefiyet İlkesi

Sigortacılıkta Halefiyet(Ardıllık) İlkesi*

halefiyet nedir rücu davası turan özkaya


       Sigortacılıkta halefiyet ilkesi; sigortacının, sigortalıya ödeme yaptıktan sonra hukuken sigortalının yerine geçerek ödediği miktarı 3. kişilerden  talep etmesini ifade eder. Yani sigortacı sigortalısına ödeme yapıyor ve sonrasında yaptığı ödemeyi halefiyet ilkesine dayanarak zarara sebep olan 3. kişilerden istiyor. Örneğin bir A kişisinin evini yangına karşı sigortalattığını ve alt dairede oturan kişinin dikkatsizliği yüzünden yangın çıktığını ve bu yangından dolayı A'nın da evinin yandığını düşünelim. Bu olayda A kişisi yanan evinde meydana gelen zarar için sigortacısından sigorta tazminatını alır. Sonrasında A'nın sigortacısı da halefiyet ilkesi gereği A'nın komşusuna karşı ileri sürebileceği haklara sahip olur ve komşuya dava açarak A'ya ödediği bedeli komşusundan talep eder. Bir başka örnek olarak X şirketinin yurtdışından makina getirtiyor olduğunu ve makinenin taşınması sırasında bir zarar doğması olasılığına karşı da şirketin nakliyat sigortası yaptırmış olduğunu varsayalım. Milyon liralık makine, taşıma sırasında yapılan bir hatadan dolayı kullanılamaz hale geldiğinde sigortacı, sigorta tazminatını şirkete ödeyecek ve buna karşılıkta halefiyet ilkesi gereğince bu zararın meydana gelmesinde sorumluluğu olan 3. kişilere karşı dava açacaktır.

       Halefiyet ilkesi gereğince sigortacı ancak ödediği sigorta tazminatı kadar bedel için sigortalının haklarına sahip olur ve kalan miktar için sigortalının hakları devam eder. Dolayısıyla sigortalı; sigortacı tarafından karşılanmayan zarar varsa bu zararın, zarar veren 3. kişi tarafından tazmin edilmesini talep edebilir. Örneğin sigortalının, trafik kazası sonucu arabasında meydana gelen 50.000 liralık zararın 30.000 lirasını sigortacı karşılamışsa geri kalan 20.000 liralık miktarı sigortalı, kazaya sebep olan karşı taraftan talep edebilir. Burada sigortacı 30.000 liralık miktar için, sigortalı da 20.000 liralık miktar için karşı tarafa başvurabilir. Yani sigortalı halefiyet ilkesi gereğince hem sigortacıdan 30.000 lira alıp hem de karşı taraftan 50.000 lira talep edememektedir. Böyle olursa sigortalı araç sahibi 50.000 liralık zararına karşın 80.000 lira alarak zenginleşmiş olur ki bu da zenginleşme yasağına aykırı olur. Bu nedenle halefiyet ilkesi, zenginleşme yasağının uygulanması için önemli bir işlev görür. Bu örnekte olduğu gibi insanlar 50.000 liralık zarara karşı 80.000 lira gibi zararlarının üzerinde miktarlar alsalardı herkes rizikonun gerçekleşmesi için çalışırdı fakat halefiyet ve zenginleşme yasağı ilkeleriyle sigortalıların rizikonun gerçekleşmesini arzu etmeleri önlenmiş olmaktadır.

       Ayrıca halefiyet ilkesi sayesinde sigortacı ödediği sigorta tazminatını kısmen de olsa 3. kişilerden karşılayabildiği için bazı sigorta türlerinde buna uygun olarak primlerini düşük belirlemektedir. Bunun aksine halefiyet gereğince ödenen sigorta tazminatının karşılanasının güç olduğu sigortalarda ise primlerin hesabı buna göre yapılmaktadır.

       Son olarak sigortacının rücu hakkında karıştırılan bir meseleye de değinmek istiyorum. Karayolları zorunlu mali mesuliyet sigortasında tabiri diğerle trafik sigortasında sigortacı sigorta tazminatı için 3. kişiye değil sigortalının kendisine rücu davası açar. Dikkat edilecek olursa yukarıda verdiğimiz örneklerde sigortacı 3. kişilere rücu davası açarken trafik sigortasında sigortalının kendisine rücu etmektedir. Yani arabasıyla bir kazaya karışmış kimsenin 3. kişilere verdiği zararı sigortacısı karşılar ve sonrasında bazı durumlarda bu karşıladığı miktarı sigortalısından geri ister. Fakat bu durum bazı durumlarda söz konusu olur. Bu bazı durumlar Trafik Sigortası Genel Şartlarının B.4 maddesinde belirtilmiştir. Bunlar:
  1.  Tazminatı gerektiren olay, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu     kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise,
  2. Tazminatı gerektiren olay, aracın ilgili mevzuat hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan veya geçerliliğini yitirmiş sürücü sertifikasına sahip ya da ehliyetine geçici/sürekli el konulmuş kimseler tarafından sevk edilmesi veya trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmiş ise,
  3. Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar,
  4. Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tespit edilmiş olan istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise,
  5. Sigortalının rizikonun gerçekleşmesi halinde bu genel şartların B.1. maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa,
  6. Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gasp edilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gasp edilme olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse,
  7. Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin,  tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halleridir.
Av. Turan ÖZKAYA
 ....................................................................................
*Bu yazıda halefiyet ilkesini genele hitap edecek şekilde basit ve anlaşılır olarak yazmaya çalıştım. Sigortacılıkta halefiyet ilkesinin daha hukuki ve teknik boyutlarına ise "sigorta hukukunda halefiyet" yazısında değindim.


Sigortacılıkta Zenginleşme Yasağı İlkesi

Sigortacılıkta Zenginleşme Yasağı İlkesi

zenginleşme yasağı turan özkaya

       Sigorta hukukunda zenginleşme yasağı, sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini kullanarak zenginleşemeyeceğini ifade eder. Zenginleşme yasağı ilkesi zarar sigortaları için geçerli olmakla birlikte  meblağ sigortaları için geçerli değildir. Zarar sigortalarında sigortalının zararı -yani malvarlığı değerlerinde meydana gelen eksilme- giderilir fakat malvarlığı değeri önceki değerine göre  artırılmaz. Bu husus Ticaret Kanunumuzun 1459. maddesinde düzenlenmiştir. 1459. madde "Sigortacı, sigortalının uğradığı zararı tazmin eder." demek suretiyle sigortacının sadece sigortalının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu ifade etmiştir.

       Sigorta sözleşmeleri, sigorta yaptıranlarca zenginleşme amacıyla kullanılamaz aksi takdirde sigorta sözleşmelelerinin bahis ve kumardan bir farkı kalmaz. Ticaret Kanunumuz sigorta yaptıranların sigorta sözleşmelerini kullanarak zenginleşmelerini önlemek için bir takım kurallar düzenlemiştir. Bunlar:

1) TTK m. 1463 aşkın sigorta
2) TTK. m. 1467 çifte sigorta
3) TTK. m. 1472 halefiyet ilkesi düzenlemeleridir.

       Ticaret Kanunu'nun yaptığı bu özel hukuk düzenlemelerinin yanı sıra ayrıca sigortalıların bu ilkeye aykırı olarak yaptığı işler, çoğu zaman Türk Ceza Kanununa göre de suç oluşturduğu için hapis cezasına da çarptırılabilmektedirler. Örneğin sigortalının aynı değeri aynı zaman içerisinde birden fazla sigortacıya sigortalatarak hepsinden sigorta tazminatını alması TCK'ya göre dolandırıcılık suçunu da oluşturabilir. Ve bunun sonucunda kişi hiç bir tazminat alamamakla birlikte hapis cezasına da çarptırılabilir.

Av. Turan ÖZKAYA

Sigortanın Temel İşlevleri ve Tarihi

Sigortanın Temel İşlevleri ve Tarihi


  Merhaba arkadaşlar bu yazıda sigortacılığın serüvenini ve temel mantığını anlayabilmek amacıyla sigortanın temel işlevlerini ve sigortacılığın tarhini anlatmaya çalışacağım.  Burada anlatılanların öğrenilmesi öncelikle sigortacılığın mantığının anlaşılmasına, bir müşteriye veya müşteri adayına sigortanın öneminin ve işlevlerinin anlatılabilmesine ve sonuç olarak onların ikna edilebilmesine yardımcı olacaktır.

Sigortanın zararı kolay yoldan telafi işlevi

        Sigortanın en temel işlevi meydana gelen bir riziko sonucunda oluşan zararın riziko topluluğuna dağıtılarak zarar görenin zararının giderilmesidir. Sigortanın zararı telafi işlevi aslında bir tür yardımlaşma örneğidir. İnsanoğlu bu yöntemi çok eskilerden beri kullanagelmiş fakat bunun adına sigorta adını sonradan vermişlerdir. Bu yöntemin ilk kural haline getirilmesine M.Ö 1800 lü yıllarda düzenlenmiş olan Hammurabi Kanunlarında rastlanır. Bu kanunda bir kervana saldırı olması durumunda meydana gelen zararın ortaklaşa giderileceği düzenlenmiştir. Kervanda bulunan herkes haydut saldırısı rizikosuna muhatap olması dolayısıyla bir riziko topluluğu meydana getirir. Bu saldırı sonucunda herkes zarar görmeyebilir ama meydana gelen zarar riziko topluluğuna dağıtılarak zarar görenin yükü hafifletilmiş olur.
        İnsanoğlunun bu yöntemi uyguladığı bir diğer alan ise denizciliktir. Deniz taşımacılığında yüzyıllardır müşterek avarya kuralları uygulanmıştır. Geminin hasar alması durumlarında geminin selametle varacağı yere ulaşabilmesi için bir miktar yükün denize atılması gerekebiliyordu. Müşterek avarya, işte bu gemiden bazı malların atılması olasılığında meydana gelen zararın gemideki tüm mal sahiplerine dağıtılacağını düzenler. Yani gemide 50 tüccarın malı varsa ve 5 tüccarın malı denize atılmak zorunda kalınmışsa bu 5 tüccarın uğradığı zarar 50 kişiye paylaştırılarak oluşan zarar telafi edilir. Bu verilen örnekler tam olarak sigorta kurumuna örnek olmasa da sigortacılığın temel prensibinin insanlar tarafından neredeyse 4000 yıldır kullanıldığını göstermesi açısından önemlidir.

Sigortanın güvence sağlama işlevi 

Sigortanın bir diğer işlevi güvence sağlama işlevidir. İnsanlar gelecekte meydana gelebilecek risklere karşı önlem almak isterler. Yeni alınmış bir malın yanması, çalınması veya bozulması ya da kişinin mesleğini icra ederken başkasına zarar vermesi durumu gibi haller birer risktir ve her tedbirli insan bu tarz risklere karşı önlem almak ister. Tarihte insanlar sigortanın bu işlevini sağlayıcı farklı hukuki işlem türleri üretmişlerdir. Bunlardan biri de Roma’da ve Yunan’da kullanılmış olan Bottomry sistemidir. Bu sistemde gemi sahibi veya gemi sahibine ulaşılamadığı durumlarda gemi kaptanı gemideki hasarın veya farklı işlemlerin tazmin edilmesi için başka bir tacirden borç alır gemi yükünü salimen limana ulaştırırsa borç faiziyle birlikte tahakkuk eder fakat gemi limana ulaşamazsa tacir verdiği borcu isteyemezdi. Burada kredi sözleşmesinden farklı bir durum vardır. Bu sözleşmede borç veren karşı tarafın üzerinde olan riski de üstlenmektedir ve tabi buna karşılık normal borç faizinin çok üstünde bir faiz talep etmektedir. Anlaşıldığı üzere burada gemi sahibinin gemisinin batması veya korsanlarca alıkonulması riski güvence altına alınmış olmaktadır fakat bu sistem tam olarak bugünkü anlamda sigorta işlemi değildir.

Sigortanın ülke ekonomisine katkı sağlaması ve işletmenin ekonomik faaliyetlerinin devamını sağlaması işlevleri

  Sigortanın kişilere sunduğu güvence işlevi ayrıca ülkenin ekonomisine de katkı sağlayacaktır. Çünkü sigortanın karşıladığı zararı çoğunlukla bir şirketin tek başına üstlenmesi o şirketi mali açıdan zor duruma sokacaktır. İşletmenin mali açıdan zor duruma düşmesi ve belki de iflas etmesi durumu çalıştırdığı işçilerin işsiz kalması, ödediği vergilerin ödeyememesi ve ülkeye sağladığı katma değerin yok olması sonucuna yol açacaktır. Takdir edersiniz ki bu durum bir ülke için hiç istenmeyecek bir durumdur. Sigortanın meydana gelen zararı üstlenmesi sonucunda işletme de ekonomik faaliyetlerine devam edebilecek ve bu istenmeyecek durum oluşmayacaktır.  Ayrıca modern sigortacılıkta toplanan primler atıl bırakılmamakta bu primler farklı yatırım alanlarına yönlendirilmektedir. Bu işlemde ülkenin ekonomisine kaynak sağlaması açısından ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır.


Sigortacılık tarihinde deniz ticaretinin önemi

sigorta, taşıma sigortası
Bugünkü anlamda sigorta işlemi 13. Yüzyılda İtalya da bulunan denizci cumhuriyetler arasında artan deniz ticareti vesilesiyle bulunmuştur.


  Bugünkü anlamda sigorta işlemi 13. Yüzyılda İtalya da bulunan denizci cumhuriyetler arasında artan deniz ticareti vesilesiyle bulunmuştur. Zaten ilk sigorta kavramı da 14. Yüzyılda İtalya da kullanılmaya başlanmıştır. Sigorta kelimesinin aslı İtalyanca güvence anlamına gelen “sicurtà” kelimesidir. Sigortacılığın bu dönemde ve İtalya da gelişmesinin şüphesiz özel bir nedeni vardır. Bu dönemde İtalya'da kurulan denizci devletler Akdeniz’de hakimiyet sağlama adına bir rekabete girişmiş ve kolonileşme hareketlerini hızlandırmışlar ve bunun sonucu olarak da deniz ticaretinde ciddi artış olmuştur. Deniz ticaretinin doğası gereği bir rizikonun gerçekleşmesinin sonucunda meydana gelen zarar çok büyük olmaktadır. Örnek verirsek o dönemde Venedik de bir kaç tane tüccarın bir gemiyi işlettiğini ve bu geminin içinde bulunan mallarla birlikte toplam 10.000 altın ederiyle İskenderiye limanına varmak üzere yola çıktığını düşünelim. Bu gemi yoldayken başına bir felaket gelir ve yok olursa bu üç tüccarımız çok büyük bir malvarlığını ve belki de her şeylerini kaybedeceklerdir. İşte bu riski ortadan kaldırma adına tüccarlarımız Venedik de başka bir tacire 4000 altın veriyor ve geminin yok olması olasılığında oluşacak bütün zararı o tacire yükletiyor. Bir felaket durumunda önceden 10.000 altın değerinde zarara uğrayacaklarına bu durumda 4.000 altın değerinde bir eksilmeye katlanmış oluyorlardı. Bu nedenlerden dolayı ilk yazılı sigorta sözleşmesinin yapılmasına, ilk sigorta şirketinin kurulmasına 15. Yüzyılda İtalya da rastlıyoruz. Dolayısıyla modern sigortacılık düşüncesinin doğduğu coğrafya İtalya ve buna sebep deniz ticaretidir denilebilir

sigorta, ilk sigorta, denizcilik sigorta
Dolayısıyla modern sigortacılık düşüncesinin doğduğu coğrafya İtalya ve buna sebep deniz ticaretidir denilebilir.

  15. yüzyılların sonu ve 16. Yüzyıllarda gerçekleştirilen coğrafi keşifler denizdeki ticaretin rotasını değiştirmekle kalmamış denize egemen güçleri de değiştirmiştir. Artık dünyanın en batısı Portekiz değildir ve aynı zamanda dünya da Akdeniz’den ibaret değildir. Bu keşiflerin sonucunda deniz ticaretinin yeni merkezi İngiltere olmuştur ve bununla uyumlu olarak da deniz sigortacılığının merkezi İngiltere’ye kaymıştır. İngiltere’de bugünde hala aktif olan Lloyd’s’un temelleri risklerini sigortalatmak isteyen gemi sahipleri ile bunları sigorta edecek kişileri bir araya getiren Edward Lloyd tarafından 1688 yılında atılmıştır. Lloyd’s, risklerini sigortalatmak isteyenleri temsil eden brokerlarla sigortacıları bir araya getiren bir topluluktur. Dünyanın önde gelen ve sigortacılığa yön veren bir sigorta topluluğu olan Lloyd bugün deniz sigortası dışındaki diğer sigorta türlerinde de hizmet vermektedir.
sigortacılık, Lloyd's
Lloyd's binası: Anma töreninden görüntü
https://www.lloyds.com
       Kara sigortası türleri de 17. Yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamıştır. İlk yangın sigortası şirketi 1666 yılındaki büyük Londra yangınından sonra İngiltere de kurulmuştur. Zamanla dünyada ticaretin ve sanayinin gelişmesiyle uyumlu olacak şekilde ortaya çıkan ihtiyaçlara karşılık değişik sigorta türleri üretilmiştir. Bundan sonrada insanların ekonomik ve sosyal yaşamlarındaki değişikliklere göre yeni sigorta türlerinin ortaya çıkacağını tahmin etmek zor değildir.

Türkiye’de sigortacılık

sigortacılık tarihi
1870 yılında meydana gelmiş Beyoğlu yangını Türkiye'de sigortacılığın gelişmesine vesile olmuştur. 

  Türkiye’de sigortacılık 19. Yüzyılın sonlarına doğru gelişmeye başlamıştır. Türkiye’de 1870 yılında meydana gelen Beyoğlu’ndaki yangın sonucu ortaya çıkan hasar ve zarar sigortacılığın önemini göstermiş ve bu tarihten sonra yabancı sigorta şirketleri Osmanlıda faaliyet göstermeye başlamışlardır. İlk Türk sigorta şirketi de 1893 yılında kurulan Osmanlı Umum Sigorta Şirketi olmuştur. Osmanlıda yapılan sigortacılıkla ilgili hükümleri de içeren ilk kanuni düzenleme 1864 yılında Deniz Ticareti Kanunu olmuştur.
         Osmanlı’da sigortacılığın bu kadar geç yer etmesinin nedenlerinden biri deniz ticaretinin yaygın olmayışıdır. Deniz ticareti çoğunlukla yabancıların elindeydi. Osmanlıda ticaret kara taşımacılığıyla yapılıyor ve kara taşımacılığının muhatap olduğu riskler de alternatif bir yolla vakıf sistemiyle giderilmeye çalışılıyordu. Bir diğer nedeni olarak da  sigorta işleminin sıhhatinin İslam hukukunda net olmayışı gösterilmektedir. Yukarıda anlatılanlardan anlaşıldığı üzere sigortacılık hep ekonomiyle birlikte yürümüş ve onu tamamlayıcı bir fonksiyon ifa etmiştir. Bence sigortacılığın Osmanlı da gelişmemiş olmasının(diğer kapitalist kurumlarında gelişmemiş olması gibi) esaslı nedeni Osmanlının dünyadaki kapitalistleşmeye mesafeli duruşudur. Osmanlı dünyadaki kapitalistleşmeye heveskar olsaydı İslam hukukundaki söz konusu tartışmalar hiç bir şekilde engelleyici fonksiyon icra edemezdi. Çünkü hukukta o zaman mevcut konjonktüre göre değiştirilirdi yani sigortacılığın İslam hukukuna uygun olduğuna dair fetvalar verdirilir ve aksi yorumlar görmezden gelinirdi. Fakat artık devletin kapitalist düzene alternatif bir sistem üretemeyişi, iyice gücünü yitirmesi ve buna karşılık Batılı ülkelerin emperyalistlerin politikaları Osmanlıyı bu kurumları kabullenmeye ve bu konularda düzenleme yapmaya itmiştir.
         Cumhuriyet döneminde ise adeta ülkeyi sömüren kapitülasyonlardan ülke kurtarılmış ve her alanda olduğu gibi bu alanda da düzenlemeler yapılmıştır. Ülkemiz de sigortacılık iki temel kanunla düzenlenmiştir. Bunlardan biri sigorta işlemlerine ilişkin maddi hukuk kurallarının yer aldığı Ticaret Kanunu ve sigorta sektörünün faaliyet alanını düzenleyen Sigortacılık Kanunudur.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

AV. TURAN ÖZKAYA

SİGORTA BRANŞLARINA İLİŞKİN TEBLİĞ




11 TEMMUZ 2017 ÇARŞAMBA  26579 SAYILI RESMİ GAZETE
Devlet Bakanlığından:

SİGORTA BRANŞLARINA İLİŞKİN TEBLİĞ
TEBLİĞ NO: (2007/1)

MADDE 1 – (1) 14/6/2007 tarihli ve 26552 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 5 inci Maddesi kapsamındaki sigorta branşları ekli listedeki şekilde belirlenmiştir.
Yürürlük
MADDE2 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE3 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.


Ek I: Sigorta Branşları
I - HAYAT DIŞI GRUBU


A. Sigorta Branşları ve Bu Branşlar Altında Yapılabilecek Tazminat Ödemeleri
1. Kaza (meslek hastalıkları dahil)
a) ölme veya yaralanma sonucu toplu veya irat şeklinde tazminat ödemesi
b) zararın tazmini(1)
c) (a) ve (b)’nin kombinasyonuna bağlı ödemeler

2. Hastalık/ Sağlık
a) hastalık sonucu toplu veya irat şeklinde tazminat ödemesi (hastalık)
b) tedavi masraflarının tazmini (sağlık)
c) (a) ve (b)’nin kombinasyonu (hastalık ve sağlık)

3. Kara araçları
a) motorlu kara araçlarına gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi
b) motorlu araçlar dışındaki kara araçlarına gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi

4. Raylı araçlar
Raylı araçlara gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi

5. Hava araçları
Hava araçlarına gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi

6. Su araçları (deniz, göl ve nehir araçları)
a) nehir araçlarına gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi
b) göl araçlarına gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi
c) deniz araçlarına gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi

7. Nakliyat (ticari mal, bagaj ve tüm diğer mallar)
Ulaşımın şekline bağlı olmaksızın nakliyat konusu mal ve bagaja gelen zararlar nedeniyle tazminat ödemesi.

8. Yangın ve doğal afetler
a) yangın
b) patlama
c) deprem
ç) sel
d) deprem ve sel dışındaki doğal afetler
e) nükleer enerji
f) toprak kayması
nedeniyle doğan tazminat ödemeleri (3, 4, 5, 6 ve 7 kapsamındaki mallar için uygulanmaz).

9. Genel zararlar
a) Dolu veya dondan kaynaklanan zararlar nedeniyle tazminat ödemeleri (3, 4, 5, 6 ve 7 kapsamındaki mallar için uygulanmaz)
b) 8’de sayılan haller dışında hırsızlık ve diğer tüm olaylardan kaynaklanan zararlar nedeniyle tazminat ödemeleri

10. Kara araçları sorumluluk
Kara araçlarından kaynaklanan sorumluluklar (taşıyıcı sorumluluğu dahil) nedeniyle tazminat ödemeleri.

11. Hava araçları sorumluluk
Hava araçlarından kaynaklanan sorumluluklar (taşıyıcı sorumluluğu dahil) nedeniyle tazminat ödemeleri.

12. Su araçları sorumluluk (deniz, göl ve nehir araçları)
Su araçlarından kaynaklanan sorumluluklar (taşıyıcı sorumluluğu dahil) nedeniyle tazminat ödemeleri.

13. Genel sorumluluk
10, 11 ve 12 kapsamında sayılanlar dışındaki tüm sorumluluklar nedeniyle tazminat ödemeleri.

14. Kredi
a) borcun ödenmemesine veya borçlunun aczine bağlı tazminat ödemeleri
b) ihracat kredisine bağlı tazminat ödemeleri
c) taksitle verilen kredilere bağlı tazminat ödemeleri
ç) uzun vadeli konut kredisine bağlı tazminat ödemeleri
d) tarım kredisine bağlı tazminat ödemeleri

15. Emniyeti suistimal

16. Finansal Kayıplar
a) istihdam risklerinden kaynaklanan tazminat ödemeleri,
b) gelir yetersizliğinden kaynaklanan tazminat ödemeleri,
c) hava şartlarının neden olduğu zararlardan kaynaklanan tazminat ödemeleri,
ç) gelir kaybı nedeniyle tazminat ödemeleri,
d) genel giderlerin devam ettirilebilmesine yönelik tazminat ödemeleri,
e) beklenmeyen ticari giderler nedeniyle yapılan tazminat ödemeleri,
f) piyasa değerindeki kayıp nedeniyle yapılan tazminat ödemeleri,
g) kira veya gelir kaybına bağlı tazminat ödemeleri,
h) ticari olan ya da olmayan diğer finansal kayıplardan kaynaklanan tazminat ödemeleri.

17. Hukuksal Koruma
  Hukuksal çıkarların korunması için yapılması gereken giderlere bağlı ödemeler.

18. Destek
Seyahat ederken ya da evinden uzaktayken zarurete düşen sigortalıya yapılan ödemeler.

B. Birden Fazla Branş İçin Verilen Ruhsat Tanımları

I. Kaza ve Hastalık/Sağlık Sigortası
1. Kaza (meslek hastalıkları dahil)
2. Hastalık/Sağlık

II. Kara Taşımacılığı Sigortası
3. Kara araçları
7. Nakliyat (ticari mal, bagaj ve tüm diğer mallar)
10. Kara araçları sorumluluk

III. Nakliyat ve Ulaşım Sigortası
4. Raylı araçlar
6. Su araçları (deniz, göl ve nehir araçları)
7. Nakliyat (ticari mal, bagaj ve tüm diğer mallar)
12. Su araçları sorumluluk (deniz, göl ve nehir araçları)

IV. Havacılık Sigortası
5. Hava araçları
7. Nakliyat (ticari mal, bagaj ve tüm diğer mallar)
11. Hava araçları sorumluluk

V. Yangın Sigortası ve Diğer Zararlar
8. Yangın ve doğal afetler
9. Genel zararlar

VI. Sorumluluk Sigortaları
10. Kara araçları sorumluluk
11. Hava araçları sorumluluk
12. Su araçları sorumluluk (deniz, göl ve nehir araçları)
13. Genel sorumluluk

VII. Kredi ve Emniyeti Suistimal Sigortaları
14. Kredi
15. Emniyeti suistimal

II - HAYAT GRUBU


A. Sigorta Branşları ve Bu Branşlar Altında Yapılabilecek Ödemeler
        
 1. Hayat
a) süre sonunda hayatta kalma halinde yapılacak ödeme (yaşama),
b) ölüm halinde yapılacak ödeme (ölüm),
c) (a) ve (b)’nin kombinasyonuna bağlı ödeme (karma),
ç) geri prim iadesi,
d) irat ödemesi,
e) hayat sigortasına tamamlayıcı olarak akdedilen (a,b,c,d) profesyonel çalışma yoksunluğu dahil cismani zararlar nedeniyle yapılan ödeme.

2. Evlilik Sigortası, Doğum Sigortası

3. Yatırım Fonlu Sigortalar
Yatırım fonları ile bağlantılı olarak verilen yaşama, ölüm, karma veya geri prim iadesi ile irat ödemeli hayat sigortalarına bağlı ödeme.

4. Sermaye İtfa Sigortası
Peşin ya da taksitli prim ödemeleri karşılığında, süresi ve miktarı açısından belirli olan taahhütleri kapsayan aktüeryal tekniğe dayanan birikim işlemlerine bağlı ödeme.

5. Fonların Yönetimi İşlemi
- Emeklilik fonlarının yönetim işlemleri; ilgili müessese açısından yatırımların (plasmanların) yönetimine ve özellikle ölüm, hayatta kalma ya da faaliyetlerin durması ya da azalması hallerinde tazminat ödemeyi üstlenen kurumların rezervlerini temsil edici aktiflerin yönetimine dayanan işlemler,
- Sermayenin korunması ya da asgari faiz ödemesine ilişkin sigorta ile birlikte yapılan yukarıdaki işlemler,

6. Kaza (meslek hastalıkları dahil)
a) ölme veya yaralanma sonucu toplu veya irat şeklinde tazminat ödemesi
b) zararın tazmini(2)
c) (a) ve (b)’nin kombinasyonuna bağlı ödemeler

7. Hastalık/Sağlık
a) hastalık sonucu toplu veya irat şeklinde tazminat ödemesi (hastalık)
b) tedavi masraflarının tazmini (sağlık)
c) (a) ve (b)’nin kombinasyonu (hastalık ve sağlık)
——————————
1 Tedavi masraflarının teminat dışı kalması için aksine sözleşme yapılabilir.
2 Tedavi masraflarının teminat dışı kalması için aksine sözleşme yapılabilir.



SİGORTA ŞİRKETLERİ

 SİGORTA ŞİRKETLERİ

sigorta şirketleri

       Sigorta sözleşmesinin tarafları sigorta şirketi ve sigorta ettirendir. Sigorta sözleşmesinin yapımında acente de yer alsa broker da yer alsa sigorta sözleşmesinin bu tarafları değişmez. Sigorta şirketleri sigorta sözleşmelerinin bir tarafıdır ve bunlara dair düzenlemeler 6102 sayılı TTK(Türk Ticaret Kanunu)'da ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanun'unda bulunabilir.

       Sigorta şirketleri birer şirket olmaları hasebiyle her türlü şirket gibi Türk Ticaret Kanununa tabidirler. Kanun koyucu bazı şirketleri faaliyet gösterdikleri alanlar veya belirli niteliklerinden dolayı TTK'nın yanında ayrıca özel kanunlarla da düzenleme yoluna gitmiştir. Örneğin payları halka arz edilmiş şirketleri TTK'nın yanında ayrıca Sermaye Piyasası Kanunu ile düzenlemiştir veya finans sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketleri(bankaları, finansal holding şirketlerini) ayrıca Bankacılık Kanunu ile de düzenlemiştir. Aynı şekilde kanun koyucu sigorta sektöründe faaliyet gösteren şirketleri bu sektörün öneminden dolayı TTK gibi genel bir kanunla düzenleme altına almakla yetinmeyip bir de Sigortacılık Kanunu gibi özel bir kanunla düzenleme altına almak istemiştir. 

A) Sigorta Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyete Geçebilme Şartları

1) Sigorta Şirketlerinin Kuruluş şartları

       5684 sayılı Sigortacılık Kanun'una göre sigorta şirketleri anonim şirket veya kooperatif şirket şeklinde kurulmuş olması gerekmektedir. Bir sigorta şirketi TTK'da şirketlerin kuruluşuna ilişkin genel şartları sağlamalıdır. Sigortacılık Kanun(S.K)'unda düzenlenen hususlar bu genel şartlara yanında yer alan ek şartlardır.

Anonim şeklinde kurulacak bir sigorta şirketinin kuruluş şartları şunlardır:
1) Sigorta şirketleri sigorta işlemleri ve doğrudan bu işlerle bağlantılı olmayan başka işlerle iştigal edemez(S.K. m.3/1). Sigorta şirketlerine bu anlamda branşlaşma zorunluluğu getirilmiştir.
2) Şirket kurucularında bazı vasıflar aranmıştır(SK. m.3/2). Bunlar:

1) Müflis veya konkordato ilan etmiş olmaması,
2) Bir sigorta veya reasürans şirketinin kurucusu veya ortağı olmanın gerektirdiği malî güce ve itibara sahip bulunması,
3) Tasfiyeye tâbi tutulan finansal kuruluşlarda ve hakkında 20 nci maddenin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri uygulanan şirketlerde oy hakkının ya da sermayesinin doğrudan veya dolaylı yüzde on ve daha fazla bir oranda veya bu oranın altında olsa bile denetim ve yönetime etkili olabilecek şekilde denetim ve yönetim kurullarına üye belirleme imtiyazı veren pay sahibi olmaması,
4) Taksirli suçlar hariç olmak üzere affa uğramış olsalar dahi süreli hapis veya sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş yahut cezası ne olursa olsun basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, görevi kötüye kullanma gibi yüz kızartıcı suçlar ile kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, Devlet sırlarını açığa vurma veya vergi kaçakçılığı suçlarından dolayı hüküm giymemiş olmasıdır.
 3) Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması ve halka açık olan paylar dışındaki diğer payların tamamının nama yazılı olması (bu paylar bağlı nama yazılı paylardır.) gerekmektedir.
4) Bir holding şirketinin bünyesi altında faaliyet gösterecek ise sigorta şirketi ayrıca bu holding şirketinin finansal durumunun da sigortacılık faaliyetlerini idame ettirmeye yeterli olmalıdır(S.K. m.3/2).

Kooperatif şeklinde kurulacak bir sigorta şirketinin ise
1) Mütüel(karşılıklı) sigortacılık yapması
2) Ortak sayısının iki yüzden az olmaması
3) Yöneticilerine herhangi bir ayrıcalık vermemesi zorunludur.

Kooperatif şeklinde kurulan sigorta şirketleri kural olarak sadece üyeleriyle sigorta sözleşmesi yapabilmektedir. Fakat şirket ana sözleşmesinde başkalarıyla da sigorta sözleşmesinin yapılabileceğinin yazması ve Hazine Müsteşarlığının da izninin alınmasıyla başkalarıyla da sigorta sözleşmesi akdedilebilir. Türkiye'de kooperatif şeklinde kurulmuş olan herhangi bir sigorta şirketi yoktur.

2)Sigorta Şirketinin Faaliyete geçebilme şartları

       Bir sigorta şirketinin TTK. m.335 uyarınca kurulmuş olması ve  şirketin tescil ve ilanı faaliyete başlayabilmek için yeterli değildir. Ayrıca sigorta şirketi hayat veya hayat dışı sigorta alanlarından birini seçmeli ve seçtiği faaliyet alanında yer alan branşlarda faaliyet gösterebilmek için Hazine Müsteşarlığı'ndan her bir branş için ruhsat almak zorundadır(S.K. m.5). Yani hayat dışı sigorta alanında faaliyet göstermek isteyen bir sigorta şirketi bu alanda yer alan branşlardan hangisi için sigorta sözleşmesi yapacak ise bunlar için ayrı ayrı ruhsat almak zorundadır. Sigorta branşlarını görmek istiyorsanız bu linke bakabilirsiniz.https://turanozkaya.blogspot.com/2018/05/sigorta-branslari.html
Sigorta şirketlerinin ayrıca faaliyet gösterebilmeleri için ödenmiş sermayelerini Hazine Müsteşarlığının her yıl tekrar belirlediği miktarın üzerinde tutmaları da gerekmektedir.

Bunlar da ilginizi çekebilir:
AV. TURAN ÖZKAYA

Yararlanılan kaynaklar:
1) Mustafa Çeker, Sigorta Hukuku, Adana, Karahan Kitapevi, 2012.
2) Enver Alper Güvel-Afitap Öndeş Güvel, Sigortacılık, Ankara, Seçkin Kitapevi, 2010.

Sigorta Şirketlerine Yönelik Düzenlenmiş Önleyici ve Denetleyici Mekanizmalar

Sigorta Şirketlerine Yönelik Düzenlenmiş Önleyici ve Denetleyici Mekanizmalar

       Sigortacılığın işlevlerini ve önemini önceki yazıda anlatmıştık(Sigortacılığın temel işlevleri ve tarihi). Bu anlamda sigortacılık sektörü günümüz ekonomileri için vazgeçilmez sektörlerden biridir. Fakat sigortacılık sektörü önemli bir sektör olmasına rağmen bazı büyük riskleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu risklere örnek olarak on binlerce veya daha fazla müşteriye hizmet veren bir sigorta şirketinin kötü yönetimden veya başka nedenlerden dolayı iflas etmesi, şirketin içinin boşaltılması, müşterilerine ödemelerini yapmaması veya yapamaması gibi durumlar sayılabilir. Ayrıca sigortacılık faaliyetinin karmaşık yapısından dolayı sigortacılık ayrıntılı ve sistemli bir organizasyonu da gerektirmektedir. Dolayısıyla belirli risklerin gerçekleşmesi sonucunda çok sayıda mağdur oluşturma potansiyeline sahip olmasından ve bizatihi kendi kompleks yapısından dolayı sigortacılık sektörü için kanun koyucu belirli önleyici ve denetleyici mekanizmalar öngörmüştür. Bu mekanizmaların varlığı sigortacılık sektöründen hizmet alanlar için olduğu kadar sektörün sağlıklı işlemesi ve dolayısıyla hizmet verenler için de önemlidir.

       Bu yazıda sigortacılık faaliyetinin sağlıklı sürdürülebilmesi amacıyla sigorta şirketlerinin mali bünyelerinin bozulmaması ve bozulmuş olması durumunda müşterilerinin zarar görmemesi için alınmış önlemler ve bunlara yönelik oluşturulan denetim mekanizması anlatılacaktır. Sigortacılıkta bazı fiiller suç olarak düzenlenmiş ve bunlara yönelik cezai yaptırımlar öngörülmüştür. Kuşkusuz bunlar da bu yazıda anlatılacak düzenlemeleri destekleyici ve bunlara aykırı davranacakları caydırıcı nitelikte düzenlemelerdir. Bu cezai hükümler de başka bir yazıda sigortacılık suçları başlığıyla anlatılacaktır.


1) Önleyici Düzenlemeler

  1.  Diğer şirketlerin aksine Sigortacılık Kanun(S.K.)'unda sigorta şirketlerinin kurucularında belirli niteliklerin olması şart koşulmuştur (SK. m. 3/2a). Ayrıca yine aynı madde de herhangi bir ortağın hiçbir şekilde oy hakkı imtiyazı veren hisse senedi sahibi olamayacağı da düzenlenmiştir. Yani şirket kurulurken hazırlanan ve notere onaylatılacak olan şirket ana sözleşmesinde kuruculardan hiç birine hisse oranı ne olursa olsun oy hakkı imtiyazı tanınmamış olmalıdır. Bazı şirket ortaklarının şirket yönetiminde baskın bir şekilde etkin olması istenmemiştir.                                                   
  2. Sigorta şirketlerinde ana sözleşme değişikliği için yapılacak genel kurul görüşmelerinden önce değişiklik tasarıları için Hazine Müsteşarlığı'ndan uygun görüşü alınmak zorundadır aksi taktirde değişiklik ticaret siciline tescil edilemez(S.K. m.8). Bunun hukuki sonucu ise yapılan değişikliğin TTK m. 455 uyarınca 3. kişiler için bağlayıcı olmamasıdır. Bu hükümle şirket paydaşlarının şirket ana sözleşmesini değiştirmek suretiyle şirketin mali yapısının bozulması ihtimalinin önüne geçilmeye çalışılmıştır.                                                                                                            
  3.  S.K. m. 9 da belirli oranlarda pay sahiplerinin değişmesine sebep olacak hisse devirlerinin ve üye belirleme imtiyazı veren hisselerin devirlerinin(oransal değişmeye bakmaksızın)  Hazine Müsteşarlığı'nın iznine bağlı olduğu düzenlenmiştir. Burada kanun koyucu şirketin denetim ve yönetimine etkili olacak hisse devirlerini kontrol altına almak suretiyle çıkabilecek problemleri önlemeyi amaçlamıştır.                                                                                                                
  4. Şirket hisse senetlerinin halka açık şirketlerdeki halka açık kısım dışındaki hisselerin ve halka açık olmayan şirketlerdeki hisselerin tamamının nama yazılı olması gerekmektedir(SK. m. 3/2b). Bu hükümle şirket paylarının devri zorlaştırılmıştır.                                                                                                                                 
  5. Şirket ödenmiş sermayesinin Müsteşarlığın belirlediği miktarın üzerinde bulunması zorunluluğu vardır(S.K m. 5/2).                                                                            
  6. Kanun sigorta şirketlerini akdettikleri sigorta sözleşmesinden doğan borçlara yeteri kadar karşılık ayırmalarını zorunlu tutmuştur(S.K. m.16). Sigorta şirketleri mevzuata uygun şekilde karşılıkları hesaplayan sistemi oluşturmalı ve bu hesaplanan miktar kadar değer şirketin aktiflerinde yer almalıdır. Şirketin aktiflerinde yer alan hangi varlıkların teknik karşılık olarak bulundurulabileceği yönetmelikle (Sigorta ve reasürans ile emeklilik şirketlerinin teknik karşılıklarına ve bu karşılıkların yatırılacağı varlılara ilişkin yönetmelik) belirlenmiştir.                                                                             
  7. Sigorta şirketleri sigorta sözleşmelerinden doğan taahhütlerine karşılık olarak mevzuatla kararlaştırılmış usul ve esaslar çerçevesinde belirlenen bir teminat ayırmak zorundadır. Teknik karşılık ayrılmasıyla teminat gösterilmesi farklı şeydir. Teknik karşılık olarak gösterilen varlıklar şirketin faaliyetlerinde kolaylıkla kullanılabilirken teminat olarak gösterilen varlıklar kullanılamaz. Hayat branşında faaliyet gösteren şirketler belirli miktar için Müsteşarlık lehine teminat olarak bloke veya ipotek göstermek zorundadırlar.Hayat dışı branşta faaliyet gösteren sigorta şirketleri ise teminat olarak minimum garanti fonu oluşturmak zorundadır. Sigorta şirketlerine teminat gösterme zorunluluğunun getirilmesi ile şirket müşterilerinin mağdur olmaması amaçlanmıştır. Şirket, sigorta sözleşmesinden kaynaklanan borçlardan dolayı ödeme güçlüğüne düşmesi halinde Müsteşarlık teminatlardan alacaklıya ödeme yapılmasına karar verebilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu teminatlar iflas veya tasfiye masasına dahil edilemezhaczolunamazüzerlerine ihtiyati tedbir ve haciz konulamaz.                                           
  8. Şirket ortakları, yönetim kurulu üyeleri, denetçileri ve çalışanları; şirket kaynaklarını dolaylı ya da dolaysız kullanamaz, iyiniyet kurallarına aykırı olarak aktifin değerini düşüren işlemlerde bulunamaz ve hiçbir surette örtülü kazanç aktarımı yapamaz(S.K. m.19). Örtülü kazanç aktarımı yasağına örnek olarak şirketin bazı işlerini özellikle belirli kişi veya şirketlere şirketin menfaatine aykırı olarak gördürülmesi verilebilir. Bu hükümle şirketin mali yapısının bozulmaması sağlanmak istenmiştir.                                                                      
  9. Sigorta ve reasürans şirketleri hesaplarını ve mali tablolarını, Müsteşarlıkça belirlenecek esaslara ve örneğe uygun olarak düzenlemek, ilan ettirmek ve Müsteşarlığa göndermek zorundadır(S.K. m.18).                                                                   
  10. Ayrıca kanunun 20. maddesine göre bakan(Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu bakan) şirketin mali koşullarına ilişkin maddede belirtilen durumların oluşması halinde yine 20. maddede belirtilen önlemleri almaya yetkilidir. Bakan sigorta şirketinin; sigorta sözleşmesi akdetme ve temdit yetkisini kaldırmayaruhsatlarını iptal ve varlıklarını bloke etmeye yetkilidir.

Sigortacılık sektörünün denetlenmesinde rol alan Sigorta Denetleme Kurulu Hazine Müsteşarlığı bünyesindedir.

2) Denetleyici Mekanizma

       5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 28'inci maddesinde:
Türkiye’de faaliyet gösteren sigorta şirketleri, reasürans şirketleri, özel kanunlarına göre sigortacılık faaliyetinde bulunan kuruluşlar, sigorta ve reasürans aracıları, sigorta eksperlik faaliyetleri, aktüerler ve sigortacılık işlemi yapan veya sigortacılık alanında faaliyet gösteren diğer kişilerin her türlü sigortacılık işlemlerinin denetimi, Sigorta Denetleme Kurulu tarafından yapılır.
hükmüne yer verilmiştir. Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere Türkiye'de sigortacılık işlemi yapan ve sigortacılık faaliyeti yürüten bütün tüzel veya gerçek kişilerin denetimi vazifesini yürütmek üzere Hazine Müsteşarlığının bünyesinde Sigorta Denetleme Kurulu kurulmuştur. Bu kurul bir başkansigorta denetleme uzmanları,  sigorta denetleme aktüerleri ve bunların yardımcılarından oluşmaktadır. 

       Sigorta denetleme kurulu, mevzuatın Hazine Müsteşarlığına veya ilgili bakana verdiği teftiş, denetim, inceleme veya soruşturma yetkilerini kullanacaktır. Sigorta denetleme kurulu yetkilileri sigortacılık sektöründe hizmet veren kuruluşlardan gerekli görecekleri bilgileri istemeye ve bunların tüm defter, kayıt ve belgelerini incelemeye yetkilidir(S.K. m.28/4). Ayrıca sigorta kuruluşları kanunun 29. maddesiyle de Müsteşarlığın istediği her türlü bilgi ve belgeyi vermekle yükümlü tutulmuşlardır.

       Yukarıda anlatılan önleyici ve denetleyici düzenlemeler ayrıca Sigortacılık Kanun'unun 34 ve 35'inci maddelerinde adli ve idari cezalarla da müeyyide altına alınmışlardır.
TURAN ÖZKAYA

SİGORTA ACENTELERİ

SİGORTA ACENTELERİ

sigorta acente-turan özkaya


       Sigorta şirketleri ürettikleri çok çeşitli ürünleri bir şekilde satmak durumundadırlar ve bunu da farklı kanallarla yapabilirler. Bu şirketler ürünlerini bağımsız mali danışmanlar(brokerlar ve diğer bağımsız mali danışmanlar) yoluyla, bankalar yoluyla, doğrudan kendileri veya anlaşmalı acenteleri yoluyla satabilirler.
       Türkiye'de sigortacılık ürünlerinin en önemli dağıtım kanalı acentelerdir. Acenteler sigorta sektöründe önemli görevler üstlenmesine rağmen acentelerin de kendi yapılarından kaynaklanan bazı avantaj ve dezavantajları vardır. Öncelikle acentelerin müşterilere ulaşma ve onların ihtiyaçlarını karşılayacak ürünü tespit etme ve satma imkanları daha geniştir. Bulundukları bölgenin insanını, ekonomik durumunu ve diğer özelliklerini bilmeleri onlara bu imkanı sunmaktadır. Bu durum acentelerin müşterileriyle daha yakın ilişki kurmalarına imkan tanımaktadır. Sigorta acenteleri, aynı zamanda birlikte çalıştıkları sigorta şirketlerinin piyasadaki gözü kulağıdırlar(1). Piyasayı gözlemleyerek sigorta şirketinin yeni ürün grupları geliştirmelerine veya mevcut ürünlerin yenileştirmelerine yardımcı olurlar. Diğer taraftan acenteler, Türkiye gibi sigortacılık sektörünün gelişmekte olduğu ülkelerde bütüncül olarak sigortacılık sektörünün gelişmesine hizmet ederler. Tabi bunun için müşterilerle münasebet kuracak acentelerin eğitimli ve tecrübeli olmaları önemlidir. Diğer yandan acentelerin sigorta şirketleri tarafından yönetilmelerinin zor oluşunun da acenteliğin bir dezavantajı olduğunu belirtmek gerekir(2). Bunun sebebi acentenin sigorta şirketinden bağımsız bir işletme oluşudur(Acentenin ne olduğuna dair bakınız).
       Bu yazıda hukukumuzdaki sigorta acentelerine ilişkin düzenlemelere değinilecektir. Türk Hukukunda acentelik genel olarak Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiştir. Sigorta sektörünün önemine binaen kanun koyucu sigorta acentelerini ayrıca bir de Sigortacılık Kanunu'nda düzenlemiştir. Sigorta acentelerine öncelikli olarak Sigortacılık Kanunu hükümleri uygulanacak ve bu kanunun düzenleme yapmadığı durumlar için de TTK’nın hükümleri uygulanacaktır.

SİGORTA ACENTESİ NEDİR VE NE İŞ YAPAR?

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na göre;
Sigorta acentesi: Ticarî mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişiyi ifade eder.
Sigortacılık kanunu Ticaret Kanununun acente tanımına ek olarak şu üç unsuru da eklemiştir:
1) Akit öncesi hazırlık çalışmalarının yürütülmesi
2) Sözleşmenin uygulanması
3) Tazminatın ödenmesine yardımcı olunması
Dolayısıyla sigorta acentesi; sözleşme öncesi hazırlık çalışmalarını yürüten, sözleşmenin uygulanmasına yardımcı olan ve rizikonun gerçekleşmesi durumunda sigorta tazminatının ödenmesine yardımcı olan kişidir(3).

       Ticaret Kanunu bu üç hususu kendi acente tanımında belirtmemiştir. Fakat Ticaret Kanunu belirtmemiş olmasa dahi acente, bu üç husustan acentelik sözleşmesinden doğan yan yükümlülüklerden dolayı sorumlu tutulabilir. Peki neden Sigortacılık Kanunu TTK'dan farklı olarak sigorta acentesi tanımına ayrıca bu üç hususu eklemiştir? Bunun nedeni sigorta acentelerinin bu üç konudaki sorumluluklarının özellikle vurgulanmasıdır. Sigortacılık Kanunu böylece bu üç yükümlülüğü sigorta acentesine asli yükümlülük olarak yüklemiştir. Bu düzenleme ile sigorta acentelerine TTK düzenlemesine tabi acentelere göre daha fazla sorumluluk yüklenmiştir.
       Türk Hukukunda acente nedir ve unsurları nelerdir(yazı için tıklayınız!) yazısında anlatılanlar sigorta acenteleri için de geçerlidir dolayısıyla o yazıda anlatılanları ayrıca anlatmayıp burada farklı olan bu üç unsura değineceğim.

1) Akit öncesi hazırlık çalışmalarının yürütülmesi

       Tarafların sözleşme müzakerelerinde bulunması ve böylece sözleşme metninin hazırlanması sözleşmeye hazırlık aşamasıdır. Sigorta sözleşmesi konusu riskin tespiti, bu tespite göre primin belirlenmesi işlemleri hazırlık aşamasına dahildir. Bu aşamada taraflar(sigorta ettiren ve sigorta şirketinin temsilcisi konumundaki acente) dürüstlük ilkesi çerçevesinde hareket etmek durumundadırlar aksi takdirde bundan doğacak zararlardan sorumlu olurlar. Sözleşme öncesi hazırlık çalışmalarının yapılması acenteye yüklenmiştir dolayısıyla acente bu aşamada gerekli özeni göstermekle yükümlüdür. Burada acente müşterisine karşı onu aydınlatmakla, gerekli yönlendirmelerde bulunmakla yükümlü olduğu gibi yapılması gereken çalışmaların tam ve doğru yapılması açısından da sigorta şirketine karşı sorumludur. Örneğin poliçenin yanlış hazırlanması dolayısıyla sigorta şirketi aleyhine bir zararın meydana gelmesi durumunda acente burada sorumlu olur. 

2) Sözleşmenin uygulanması

       Kanun hükmündeki sözleşme ile kastedilen sigorta sözleşmesidir. Sigorta sözleşmesinde esas itibariyle sigorta ettiren belirli bir prim ödeme borcu altına girerken sigortacı ise sigorta himayesini gerçekleştirmek borcu altına girmektedir. Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin acentenin sorumluluğu  haber verme ve yetkilendirilmişse primlerin tahsili yükümlülüğünü kapsar. Acentenin prim tahsil edebilmesi için ayrıca sigorta şirketi tarafından yetkilendirilmesi gerektiği de unutulmamalıdır.

       Sigorta sözleşmesinde sigorta ettiren, rizikonun gerçekleşmesi durumunda durumu haber verme veya riziko gerçekleşmeden önce riziko ağırlaşması durumlarını beyan etmek sorumluluğu altındadır. Sigorta ettiren acenteye durumu bildirdiğinde sorumluluk üzerinden kalkar ve artık acentenin TTK. m. 110 gereğince haber verme yükümlülüğü doğar. Bu yükümlülük gereğince acente sigorta şirketine bu beyanları iletmek zorundadır.

       Sözleşmenin uygulanması sırasında çıkan uyuşmazlıklarda davanın sigorta acentesiyle birlikte veya ondan bağımsız acenteye açılabilmesi ve acentenin sigorta ettirene müvekkilin menfaatini koruma adına dava açabilmesi de sözleşmenin uygulanması aşamasındaki acentenin sorumluluğu kapsamına girer.

 3) Tazminatın ödenmesine yardımcı olunması

       Rizikonun gerçekleşmesiyle sigorta tazminatı gündeme gelir. Sigorta sektöründe tazminatın hak edilip edilmediğinin tespiti veya hak edilmişse tazminatın miktarının ne olacağının tespitinin yapılması önemli bir konudur. Tazminat konusunda yapılması gerekli işlemlerin yapılmasında kanun acenteyi işin içine dahil etmiş ve acenteye bu aşamada da sorumluk yüklenmiştir. Dolayısıyla sigorta acentesinin işi poliçenin kesilmesiyle bitmemektedir. Sigorta devam ettiği sürece sorumluluğu devam etmektedir.

SİGORTA ACENTESİ OLACAK KİŞİLERDE ARANAN NİTELİKLER

       Sigorta acenteleri gerçek kişi acenteleri veya tüzel kişi acenteleri şeklinde kurulabilirler. Sigorta Acenteleri Yönetmeliğinde bu iki tarz acentede aranan nitelikler ayrı ayrı düzenlenmiştir. 

1) Gerçek kişi acentelerde aranan nitelikler

a) SEGEM(Sigortacılık Eğitim Merkezi) tarafından yapılan teknik personel yeterlilik sınavını kazanmış olması.

b) Türkiye’de yerleşik olması.

c) Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi 5 yıldan fazla hapis,  sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş olması; devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş olması.

ç) En az 50.000.-TL değerinde malvarlığı değeri beyan etmiş olması.

d)  Fiziki şartlar, teknik ve idari altyapı ile insan kaynakları bakımından yeterli donanıma sahip olması.

e)  Sigortacılıkla ilgili* iki yıllık yüksekokul bitirenler için 2 yıl, dört yıllık yükseköğretim kurumlarını bitirenler  için ise en az 18 aylık mesleki deneyime sahip olması aranır. Sigortacılıkla ilgili dört yıllık yükseköğretim kurumlarını bitirenler için ise deneyim şartı yoktur.

2) Tüzel kişi acentelerde aranan nitelikler

a) Merkezlerinin Türkiye’de bulunması ve anonim şirket veya limited şirket şeklinde kurulmuş olmaları.

b) Asgari ödenmiş sermaye şartını yerine getirmiş olması.

c) Fiziki şartlar, teknik ve idari altyapı ile insan kaynakları bakımından yeterli donanıma sahip olması.

d) Tüzel kişi acentelerin gerçek kişi ortakları ile tüzel kişi ortaklarının gerçek kişi ortakları:
Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi 5 yıldan fazla hapis,  sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş olması; devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş olmalıdırlar.
3) Acentede çalışacak teknik personelde aranan nitelikler

a) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olunması,

b) Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi 5 yıldan fazla hapis,  sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş olması; devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş olmak,

c) Lise ve dengi okul bitirenlerin 1 yıl, müfredatında sigortacılıkla ilgili konulara yer verilen lise dengi mesleki ve teknik eğitim okullarını bitirenlerin 6 ay, İki yıllık yüksekokul bitirenlerin 6 ay mesleki deneyime sahip olmaları aranır. Sigortacılıkla ilgili* iki yıllık yüksekokul bitirenlerde ve herhangi bir dört yıllık yükseköğretim kurumu bitirenlerde deneyim aranmaz.

ç) SEGEM tarafından yapılacak teknik personel yeterlilik sınavının kazanılması,
gerekir.

SİGORTA ACENTESİNİN FAALİYETE GEÇEBİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER


1) Uygunluk belgesi ve levhaya kayıt

       SAY.(Sigorta Acenteleri Yönetmeliği) m. 10'a göre sigorta acentesi açmak isteyenlerin Hazine Müsteşarlığından uygunluk belgesi almaları gerekir. Uygunluk belgesi başvurusu TOBB tarafından görevlendirilen odalara yapılır. Bu odalar tarafndan istenen belgeler tamamlanarak odaya teslim edilir bunun üzerine ilgili oda belgeleri Müsteşarlığa gönderir. Müsteşarlık uygun bulduğu başvuruyu TOBB'a bildirir ve bu bildirim uygunluk belgesi niteliğindedir. TOBB kendisine gelen bildirim üzerine bildirime konu acenteyi kendi nezdinde tuttuğu ve faal acentelerin kayıtlı bulunduğu levhaya kaydeder. Levhaya kayıt olan acenteler TOBB'un internet sitesinde duyurulur.

2) Acentelik yekisinin alınması

       Levhaya kayıttan sonra acentenin 6 ay içerisinde bir sigorta şirketi ile anlaşıp poliçe düzenlenmeye başlamış olması gerekir aksi takdirde levhaya kaydı silinir. Kayıttan sonra sigorta şirketinden acentelik yetkisi alınması gerekir. Bunun için sigorta şirketi ile acentelik sözleşmesi yapılır ve bunun üzerine SAY. m. 14'e göre acentelik yetkisi hususi bir vekaletnemeyle acenteye verilir. Vekaletnamede faaliyette bulunacak sigorta dalları ve bu dallar kapsamında tanınan yetkiler gösterilir. Sonrasında vekaletnameler tescil ve ilan ettirilir. Vekaletnamenin alınmasından sonra acente, acentelik faaliyetinde bulunabilir.


AV. TURAN ÖZKAYA


1) Sigorta Şirketleri- Acente İlişkileri(seminer), İktisadi Araştırmalar Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s. 35.
2) Sigorta Şirketleri- Acente İlişkileri(seminer), a.g.e., s. 33.
3) Arslan Kaya, TTK Şerhi- Acentelik, Beta Yayınları, İstanbul, 2016, s. 19.
*   Sigortacılık ile ilgili bölümler sigortacılık, bankacılık ve sigortacılık, risk yönetimi ve aktüerya bölümleridir.