acente hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acente hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

PİYASA NEDİR VE ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

PİYASA NEDİR VE ÇEŞİTLERİ NELERDİR?


1) Piyasa 





       Piyasa, alıcı ve satıcıları bir araya getiren ve onların bilgi alışverişinde bulunarak iş yapmalarını sağlayan düzenlemedir(1).

2) Faktör piyasası, Ürün piyasası, Döviz piyasası


       Faktör piyasalarında emek karşılığında ücret, doğal kaynaklar karşılığında rant, sermaye karşılığında faiz ve girişimcilik karşılığında kar elde edilir.

       Firmalar faktör piyasalarından satın aldıkları kaynaklarla mal ve hizmet üretirler ve bunlarıda kar amacıyla ürün piyasasında satarlar.

       Döviz piyasası ise dövizin alınıp satıldığı ve böylece döviz fiyatlarının belirlendiği piyasalardır.

3) Reel piyasalar ve Mali(finansal) piyasalar


       Mal ve hizmetler ile bunları üretmek için kullanılan üretim faktörlerinin alım satımını gerçekleştiği piyasalara reel piyasalar denir.

       Fon talep edenlerle fon arz edenlerin buluştuğu bu çerçevede finansal kaynakların el değiştirdiği piyasalar finansal(mali) piyasalardır(2).

FİNANS, FİNANSMAN VE FİNANSAL SİSTEM NEDİR?


       Finans: Şahıs veya işletme giderleri için ihtiyaç duyulan fonların uygun koşullarla sağlanması ve etkin bir şekilde kullanılması ile ilgili faaliyetlerdir.

       Finansman: Bir işletmenin tüm aktifleri ile diğer harcamaları için gerekli olan kaynağı sağlama faaliyetine veya kişilerin giderlerini karşılayabilmek amacıyla ihtiyaç duyduğu parayı temin etmelerine finansman adı verilmektedir(3).

       Finansal sistem: Bir ekonomide belli kişi ya da kurumların, piyasaların, araçların ve organizasyonların, çeşitli finansal fonksiyonlarını yerine getirmek için, bir araya gelmeleriyle oluşan bütündür.

Finansal sistemde fon akışı doğrudan veya dolaylı finansman şeklinde olur.

       Doğrudan finansmanda borç alanlar, finansal piyasalardaki borç verenlere menkul kıymetler(finansal araçlar) satarak doğrudan fon sağlarlar. Söz konusu menkul kıymetler, borç alanın gelecekteki geliri veya varlıkları üzerindeki hak iddialarını temsil ederler. Menkul kıymetler satın alanlar için bir varlık ancak onu satan bireyler ve firmalar açısından ise bir  yükümlülüktür(yani borç senetleri veya borçtur).

FİNANSAL PİYASALARIN YAPISI





Bir şirket veya birey finansal piyasadan iki şekilde fon sağlayabilir.

       En yaygın yöntem tahvil gibi bir borçlanma enstrümanı çıkarmaktır ki, bu enstrümanlar, borç alan kişinin bu enstrümanları elinde bulunduranlara düzenli aralıklarla ödemelerde(faiz ve anapara ödemeleri) bulunmasını sağlayan bir tür sözleşmedir. Söz konusu ödemeler faiz ve anapara ödemeleridir ve nihai ödemenin yapılacağı itfa gününe kadar sürecektir. Bir borçlanma enstrümanının vadesi enstrümanın geçerlilik süresinin sona ereceği tarihe kadar geçen süreyi ifade eder. Vadesi 1 yıldan kısa süreli ise kısa vadeli, 10 yıl veya daha uzun süreli ise uzun vadeli, 1 ila 10 yıl arasında ise orta vadeli olarak adlandırılır.

       Fon yaratmanın ikinci yöntemi ise bir işletmenin net karını(giderler ve vergilerden sonraki kazanç) ve varlıklarını paylaşmayı taahhüt eden hisse senedi çıkarmaktır. Eğer bir anonim şirketin 1 milyon hisse senedinden birine sahipseniz şirketin net karının ve varlıklarının 1 milyonda biri üzerinde hak sahibisiniz demektir. Hisse senetleri senedi elinde bulunduranlara  belirli aralıklarla ödeme yapar(temettü) ve itfa tarihi söz konusu olmadığından uzun vadeli menkul kıymet olarak kabul edilirler. Ayrıca bir hisseye sahip olmak demek şirketin bir kısmına sahip olmak anlamına geldiğinden şirketin önemli kararlarında oy kullanma ve yöneticilerini seçme hakkında verir. Her ne kadar ortalama bir insan diğer finansal piyasalara nazaran hisse senedi piyasasından daha haberdar ise de, borçlanma piyasasının hacmi genellikle hisse senedi piyasasından daha büyüktür.

Finansal Sistemde Birincil ve İkincil Piyasalar


       Birincil piyasalar, tasarruf sahiplerini tahvil ve hisse senedi gibi hak temsil eden belgeleri doğrudan doğruya ihraç eden kuruluşların veya bunlara ihraçta aracılık eden kurumlardan alabildikleri piyasalardır. Birincil piyasada öenimli olan menkul kıymetleri ihraçtan almaktır. Arada bir banka veya aracı kurum bulunması bu alımın birincil piyasa da olmasına mani değildir(4).

       İkincil piyasalar, menkul kıymetleri ihraçtan alanlar bunları paraya çevirmek istedikleri takdirde, sonsuz vadeli belgelerde(hisse senetlerinde) hiç bir zaman; orta ve uzun vadeli belgelerde (tahvillerde) ise vadeden önce, bunları ihraç eden kuruluşa rücu edemezler. İkincil piyasa  bu durumdaki menkul kıymetlerin paraya çevrilmesini sağlayan piyasadır(5). İkincil piyasalar hisse senedi piyasaları, döviz piyasaları, vadeli işlem piyasaları ve opsiyon piyasalarıdır. 

       Menkul kıymet brokerları ve aracıları iyi işleyen bir ikincil piyasa için hayati öneme sahiptir. Brokerlar yatırımcıların temsilcisi olarak menkul kıymetlerin alıcı ve satıcılarını buluştururken; aracılar ise menkul kıymetin belirlenmiş bir fiyattan alış ve satışını gerçekleştirmek suretiyle alıcı ve satıcıyı bir araya getirir.

       Bir yatırımcı, ikincil piyasada menkul kıymet satın aldığı zaman bedelini o menkul kıymeti satan ve kendisine teslim eden kişiye öder. Fakat menkul kıymeti ihraç eden kurum bu işlem sonucunda yeni bir fon elde etmez. Bir şirketin yeni bir fon elde etmesi için kendisine ait menkul kıymetlerin birincil bir piyasada ilk defa satılması gerekir.

       İkincil piyasalar iki önemli işlev görürler:

1) Menkul kıymetlerin kolay ve hızlıca satışına imkan sağlayarak finansal enstrümanların daha likit olmasını sağlar.
2) İhraç eden kurumun birincil piyasada sattığı menkul kıymetin satış fiyatını belirler.

       İkincil piyasada menkul kıymetlerin fiyatları ne kadar yüksek olursa, birincil piyasa da şirketin elde edeceği fiyat da o kadar yüksek olacaktır ve sonuç olarak şirket, finansal sermayesini daha da artırabilecektir.

       İkincil piyasalar iki şekilde organize edilebilir:

       Birinci yöntem, menkul kıymetlerin alıcı ve satıcılarının(temsilci ya da aracılarının) alım satım yapmak üzere merkezi bir yerde toplandığı borsalardır. Hisse senedi borsaları veya emtia borsaları.

       İkinci yöntem, farklı yerlerde bulunan ve elinde alım ve satıma hazır menkul kıymet stoku bulunan işlemcilerin, kendilerine gelen ve fiyatlarını kabul eden kişilere satış yaptığı tezgah üstü piyasalardır. Tahvil piyasası, devredilebilir mevduat sertifikası, federal fonlar, banka kabullü poliçe ve döviz gibi diğer finansal enstrümanların alım satımının yapıldığı piyasalar bulunmaktadır.

Finansal Piyasa, Para ve Sermaye Piyasaları Olarak İkiye Ayrılır



       Para piyasası, sadece kısa(genellikle bir yıldan daha az) vadeli borç enstrümanlarının ticaretinin yapıldığı bir finansal piyasadır.

       Sermaye piyasası ise uzun(genellikle bir yıl veya daha uzun) vadeli borç ve hisse senedi enstrümanlarının ticaretinin yapıldığı piyasadır. Sermaye piyasası enstrümanları, bir yıldan daha fazla vadeye sahip borçlanma ve hisse senedi enstrümanlarıdır. Para piyasası enstrümanlarına nazaran daha fazla fiyat dalgalanmaları gösterdiklerinden daha riskli araçlardır.


SERMAYE PİYASASI ARAÇLARI NELERDİR?


       6362 sayılı SPKn(Sermaye Piyasası Kanunu) 3. maddesinin "ş" bendinde sermaye piyasası araçlarının neler olduğu düzenlenmiştir. Anılan bende göre sermaye piyasası araçları: 
1) menkul kıymetler
2) türev araçlar
3) yatırım sözleşmelerini
4) Kurulca belirlenen diğer sermaye piyasası araçları olarak sayılmıştır. 

1) Menkul Kıymetler


       Menkul kıymetler SPKn. m. 3/o'da sayma yoluyla belirlenmiştir. Kanuna göre menkul kıymetler:
a) paylar, pay benzeri diğer kıymetler ile söz konusu paylara ilişkin depo sertifikalarını,
b) borçlanma araçları veya menkul kıymetlendirilmiş varlık ve gelirlere dayalı borçlanma araçları ile söz konusu kıymetlere ilişkin depo sertifikalarını ifade eder.


2) Türev Araçlar


       Değeri başka bir finansal varlığın veya malın değerine doğrudan bağlı olan finansal araçlar türev araç olarak adlandırılmaktadır. Türev araçlar, dayanak varlığın sahipliğinin el değiştirmesine gerek olmaksızın bu varlıkla ilgili hak ve yükümlülüklerin ticaretine imkân sağlar(6). Türev araçlar aynı zamanda vadeli işlemler olmakla birlikte forward, futures, options ve swap işlemleridir.

Av. Turan ÖZKAYA

www.ozkayalaw.com


1) Tümay ERTEK, Temel Ekonomi, Beta Yayınları, 3. baskı, 2013, İstanbul, s. 31
2) Tekin MEMİŞ-Gökçen TURAN, sermaye piyasası hukuku, seçkin yayınları, 3. baskı, Ankara, 2017, s. 27.
3) http://finansveforex.com/finans-finansman-nedir-farklari-nelerdir.html
4) Muharrem KARSLI, Sermeye Piyasası Menkul Kıymetler, Alfa yayınları, 5. baskı, 2004, İstanbul, s. 31.
5) KARSLI, a.g.e., s. 31.
6) https://www.google.com.tr/url?sa=t&source=web&rct=j&url=http://www.selcuk.edu.tr/dosyalar/files/074/finansal%2520teknikler.pdf&ved=2ahUKEwiqmM7ltZXcAhXLFsAKHZHLBkEQFjAAegQIBBAB&usg=AOvVaw34dICcgpu_742tbsGzGHHR

ACENTE NEDİR VE UNSURLARI(ÖZELLİKLERİ) NELERDİR?

TÜRK HUKUKUNDA ACENTE NEDİR VE UNSURLARI NELERDİR?

acente-nedir-tdk-ozellikleri-yetkili acente-yetkisiz acente
Acente nedir?- Hukukumuzda acente nedir ve unsurları nelerdir?


ÖZET

Acente nedir?

“Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.”

Acentenin Ticaret Kanunu'na göre unsurları nelerdir?

  1. Acente tacirin bağımsız yardımcılarındandır
  2. Acente, faaliyetinde süreklilik niyetiyle hareket eder
  3. Acente, acenteliği meslek edinen gerçek veya tüzel kişidir
  4. Acente, bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmek veya bunları tacir adına yapmak şeklinde faaliyet gösterir
  5. Acente, belirli yer veya bölge içerisinde faaliyet yapar
  6. Acente, acentelik faaliyetini sözleşmeye bağlı olarak yapar

Acente nedir sorusunun ve acentenin unsurlarının ayrıntısını aşağıdaki makaleden öğrenebilirsiniz. Ayrıca acentelere ilişkin bu yazılar da işinize yarayabilir:

ACENTE NEDİR?

       Türk Ticaret Kanun’unda acente aşağıdaki gibi tanımlanmıştır.
“Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.”
Acente kurumu, Türk Hukukunda İsviçre de olduğu gibi “Acentelik Sözleşmesi” olarak Borçlar Kanununda değil Alman Ticaret Kanununda düzenlendiği gibi “acentelik” kurumu olarak  Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir(3).

TTK’YA GÖRE UNSURLARI NELERDİR?


       Acente ilişkisinin varlığının tespitinde kişilerin aralarında yaptıkları sözleşmeye verdiklerin adın herhangi bir önemi yoktur, aralarındaki ilişkinin ne olduğunun tespiti sözleşme hükümleri yorumlanarak yapılır. Böylece ilişki hukuki olarak nitelendirilir. Taraflar yaptıkları sözleşmeye bayilik, distribütörlük, pazarlamacılık, mümessillik vb. İsimler verebilirler. Kanunda düzenlenmiş acente ilişkisinin unsurlarını taşıyorsa sözleşme, taraflar sözleşmeye ne ad verirlerse versinler o ilişki acentelik ilişkisidir ve uyuşmazlığa acentelere ilişkin kurallar uygulanır. Diğer yandan acentenin unsurlarını taşımayan bir ilişkiye taraflar acente ilişkisi deseler de o ilişki hukuki olarak acente ilişkisi sayılmayacak ve acentelere ilişkin kurallar uygulanamayacaktır.

1)Acente tacirin bağımsız yardımcılarındandır

Kanun hükmünde geçen “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın...” ifadesinden acentenin tacirden bağımsız ayrı bir işletme olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bundan kaynaklı olarak da acente; ticari defterleri tutma yükümlüğü(TTK. m.64), vergi yükümlülüğü(VUK.), ticaret siciline kayıt yaptırma yükümlülüğü(TTK. m.40 ) ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İle Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 9. Maddesine göre ilgili odaya kayıt yaptırma yükümlülüklerinden müvekkilinden  bağımsız olarak kendisi sorumludur.

       Acentenin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği kanunda düzenlenmemiştir. Oysa TTK’daki düzenlemenin kendisinden esinlenilerek yapıldığı Alman Ticaret Kanun'unda bağımsızlıktan ne anlaşılması gerektiği ayrıca düzenlenmiştir. Bu düzenleme “Faaliyetinin esasını organize edebilen ve çalışma saatlerini serbestçe tayin edebilen kişi bağımsızdır.” şeklindedir ve Türk Hukuku için de yol gösterici mahiyettedir(4). Öyleyse bağımsızlık kriterinden anlaşılması gereken acentenin kendi çalışma esasını ve işletmenin idari kurallarını serbestçe tayin edebilmesidir. O takdirde çalıştırılacak kişilerin seçimi, bunlara  ne kadar ücret ödeneceği, çalışma şekli ve zamanının ne şekilde olacağı gibi idari ve mali konularda düzenleme yetkisi acenteden alınarak müvekkil tacire bırakılmışsa burada acente ilişkisinden söz edilemez. Ayrıca sözleşmede ücret konusunun ne şekilde düzenlendiğinin belirlenmesi de bağımsızlık kriterinin olup olmadığının belirlenmesinde önemlidir. Keza taraflar arasında belirli zaman aralığında sabit ücret hak edileceğinin kararlaştırılması bağımlılık oluşturacağı için de burada acente ilişkisinden söz edilemeyecektir.

  Acentenin bağımsız olması, müvekkil iş sahibinin hiç bir şekilde acenteye karışamayacağı şeklinde de anlaşılmamalıdır. Zira bu ilişki, müvekkilin işinin görülmesi için kurulduğu için acentenin aracılık edeceği iş veya müvekkil adına akdedeceği sözleşmelere ilişkin müvekkil emir ve talimat verebilir. Örneğin yapılacak işin şartlarının ne olduğu, ne şekilde yapılacağı, hangi müşterilere yönelik olacağı vb. konularda müvekkil acenteye emir ve talimat verebilir ve acente bunlara uymak zorundadır. Aksi takdirde borca aykırı davranmış olur.

2) Acente, faaliyetinde süreklilik niyetiyle hareket eder

  Acente ile müvekkili arasındaki ilişki sürekli bir ilişkidir. Acentelik ilişkisinde belirli sayıda işe veya sözleşmeye aracılık etmek söz konusu olamaz. Bu anlamda bir belirlilik olması süreklilik unsurunun bulunmadığını gösterir. Örneğin sözleşmede 10 tane işte aracılık edilmesi veya belirli bir işe aracılık edilmesi düzenlenmişse acentelik ilişkisinden bahsedilemez. Burada ancak simsarlıktan söz edilebilir(TBK. m.520 vd.)(5). Acentelik ilişkisinde süreklilik unsurunun varlığının belirlenmesinde tarafların niyetinin tespiti önem arz eder. Taraflar ilişkiyi devam niyeti ile kurmuşlarsa süreklilik unsurunun varlığından söz edilir dolayısıyla somut olayda bu niyetin varlığı veya yokluğu araştırılmalıdır. Taraflar ilişkiyi devam niyeti ile kurmuş olmalarına karşın kısa süre sonra örneğin 1 ay sonra sözleşmeyi feshetseler dahi bu ilişki acentelik ilişkisi kabul edilir. Diğer yandan sadece bir işi bağlamak amacıyla kurulan ilişki de 2 yıl sürse dahi acentelik ilişkisi olarak kabul edilemez.

3) Acente, acenteliği meslek edinen gerçek veya tüzel kişidir

  Bir işin meslek olarak yapılmasından o işin sürekli ve maddi kazanç temini için yapıldığı anlaşılır. Süreklilik unsurunun tanımda belirtilmesine rağmen ayrıca bir de meslek edinme unsurundan bahsedilmesi dikkate alınırsa bence burada acente ilişkisinde ücret unsurunun zorunlu unsur olduğu belirtilmek istenmiştir. Doktrinde bazı yazarların acente tanımında ücret unsurunun geçmeyişinden hareketle ücretin zorunluluk taşımadığını acente ilişkisinin ücret olmaksızın da kurulabileceğini ifade etmişlerdir(6). Fakat ifade ettiğim gibi meslek edinme unsuruyla süreklilikten ziyade(aksini düşünmek tanımda gereksiz tekrara girildiğini gösterir) ücret unsurunun zorunlu unsur olarak ifade edilmek istendiği düşünülmelidir dolayısıyla kanımca acente ilişkisi ücret olmadan kurulamaz.

       Kanuni düzenlemenin lafzi yorumundan acenteliğin asli veya tali meslek olarak yapılabileceği anlaşılmaktadır. Türk Ticaret Kanunu acentelerin başka bir iş yapmalarını yasaklamamıştır. Ayrıca Ticaret Kanunu acenteliği asli veya tali meslek olarak icra eden acenteleri ayırarak farklı düzenlemeler yapmamıştır yani TTK sisteminde acenteliği asli meslek olarak yapan acente ile tali meslek olarak yapan acente aynı hak ve yükümlülüklere tabidir. Acenteliği asli ve tali meslek olarak yapanları ayıran ülkeler de vardır. Örneğin Alman Hukuk sisteminde acenteliği asli ve tali meslek olarak yapan acenteler ayrılmış ve bunlar bazı hukuki konularda farklı uygulamalara tabi tutulmuşlardır.

       Ayrıca belirtmek de gerekir ki  TTK’nın aksine kanun koyucu, öneminden dolayı ayrıca farklı bir kanunda düzenlediği acente tiplerine ilişkin, acentelik dışında başka bir iş yapmayı yasaklayabilir. Nitekim bu duruma örnek olarak sözleşme yapma yetkisi olan sigorta acentelerinin(hayat sigortaları ve zorunlu sigortalarla ilgili yetkilendirilenler hariç) başka meslekle uğraşamamaları gösterilebilir(Sigortacılık Kanunu m. 23/10).

4) Acente, bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmek veya bunları tacir adına yapmak şeklinde faaliyet gösterir

  Acente ya müvekkili için müşteri bulur ve müşteri ile müvekkilini bir araya getirerek sözleşmenin yapılmasına aracılık eder ya da müşteri bulur ve müvekkili olmaksızın onun adına sözleşmeyi kendisi yapar. Acentenin müvekkili adına  sözleşmeyi akdedebilmesi için TTK m. 107 gereğince müvekkil tacirden yazılı izin alması ve bunu ticaret siciline tescil ettirmesi gerekir. Sözleşmeye aracılık etmek için ise bunlara gerek yoktur. Bu durum TTK sisteminde asıl olanın acentenin sözleşmeye aracılık etmesi olduğunu gösterir.

       Acente ya aracılık işini yapacak ya da müvekkili adına sözleşmeyi yapacaktır bu iki iş dışında farklı iş yapan kimseler acente olamaz. Örneğin bir işletmenin tanıtımını yapmak amacıyla yapılan sözleşme o sözleşmeye acente sözleşmesi denilse de acente ilişkisi doğurmaz(7).

  Acente tanımından acentenin, ancak “ticari işletmenin” işini yapabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ticari işletme sıfatını elde edememiş esnaf işletmeleri veya tacir olmayan kişiler için acentelik yapılamaz.

5) Acente, belirli yer veya bölge içerisinde faaliyet yapar

  TTK sisteminde asıl olan belirli yer veya bölge içerisinde acentenin bir müvekkille çalışması, müvekkilinde bir acente ile çalışmasıdır. Yani müvekkilin belirli yer veya bölge içerisinde birden fazla acente ile çalışması ve bir acentenin rekabette bulunan birden fazla müvekkil için çalışması istisnadır. Bu iki istisnai durum taraflarca kararlaştırılacaksa anlaşma yazılı olarak yapılmalıdır. Özetle her acente mutlaka belirli yer veya bölge içerisinde faaliyet gösterir aynı bölgede birden fazla acentenin aynı müvekkil için çalışıyor olması veya acentenin birden fazla müvekkil için çalışıyor olması bu gerçeği değiştirmez.

6) Acente, acentelik faaliyetini sözleşmeye bağlı olarak yapar

      Türk Ticaret Kanunu'nda acentelik ilişkisinin sözleşmeye dayanması gerektiği ifade edilmiştir. Acente ile müvekkili arasında var olan sözleşme acentelik sözleşmesidir. Acentelik sözleşmesi kanunda ana unsurları belirlenmiş isimli bir sözleşmedir(8). Ayrıca acentelik sözleşmesi; tam iki tarafa borç yükleyen, sürekli borç ilişkisi doğuran ve kendine özgü yapısı olan(sui generis) bir sözleşmedir(9).

       Acentelik sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şartına tabi tutulmamıştır. Dolayısıyla acentelik sözleşmesi taraflar arasında sözlü olarakta yapılsa geçerli bir sözleşme olarak hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır. Acentelik sözleşmesi sözlü olarak kurulabilmekle birlikte yazılı yapılması ispat aracı niteliği taşıması yönünden taraflar için faydalı olacaktır.

       Ticaret Kanunumuz acentelik ilişkisinde bazı münferit durumların taraflarca yazılı olarak kararlaştırılmasını şart koşmuştur. Bu münferit durumlar kanunun 104, 106, 107 ve 123'üncü maddelerinde belirtilmiştir. Taraflar inhisar(tekel) hakkının kaldırmak istiyorlarsa(m. 104), rekabet yasağı anlaşması yapmak istiyorlarsa(m. 123) veya müvekkil, acenteye sözleşme yapma yetkisi vermek istiyorsa(m. 107) bunlar yazılı olarak kararlaştırılmalıdır. Ayrıca m. 106 gereğince acente ayrıca müvekkil tarafından yazılı olarak yetkilendirilmedikçe bizzat teslim etmediği malların bedelini kabule ve bedelini bizzat ödemediği malları teslim almaya yetkili olmadığı gibi bu işlemlerden doğan alacağı yenileyemez veya miktarını indiremez.

AV. TURAN ÖZKAYA

1) Sigorta Şirketleri- Acente İlşkileri(seminer), İktisadi Araştırmalar Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s. 35.
2) Şaban KAYIHAN, Acentelik Sözleşmesi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2008, s. 28.
3) KAYIHAN, a.g.e., s. 30.
4) KAYIHAN, a.g.e., s. 32.
5) Sabih ARKAN, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2015, s. 206.
6) ARKAN, a.g.e., s. 206-207.
7) ARKAN, a.g.e., s. 206.
8) Arslan Kaya, TTK Şerhi- Acentelik, Beta Yayınları, İstanbul, 2016, s. 8. 
9) KAYIHAN, a.g.e., s. 90.

Acente nedir? Acentenin özellikleri nedir? Türk Hukukunda Acente nedir ve unsurları nelerdir? turanozkaya.blogspot.com

SİGORTA ACENTELERİ

SİGORTA ACENTELERİ

sigorta acente-turan özkaya


       Sigorta şirketleri ürettikleri çok çeşitli ürünleri bir şekilde satmak durumundadırlar ve bunu da farklı kanallarla yapabilirler. Bu şirketler ürünlerini bağımsız mali danışmanlar(brokerlar ve diğer bağımsız mali danışmanlar) yoluyla, bankalar yoluyla, doğrudan kendileri veya anlaşmalı acenteleri yoluyla satabilirler.
       Türkiye'de sigortacılık ürünlerinin en önemli dağıtım kanalı acentelerdir. Acenteler sigorta sektöründe önemli görevler üstlenmesine rağmen acentelerin de kendi yapılarından kaynaklanan bazı avantaj ve dezavantajları vardır. Öncelikle acentelerin müşterilere ulaşma ve onların ihtiyaçlarını karşılayacak ürünü tespit etme ve satma imkanları daha geniştir. Bulundukları bölgenin insanını, ekonomik durumunu ve diğer özelliklerini bilmeleri onlara bu imkanı sunmaktadır. Bu durum acentelerin müşterileriyle daha yakın ilişki kurmalarına imkan tanımaktadır. Sigorta acenteleri, aynı zamanda birlikte çalıştıkları sigorta şirketlerinin piyasadaki gözü kulağıdırlar(1). Piyasayı gözlemleyerek sigorta şirketinin yeni ürün grupları geliştirmelerine veya mevcut ürünlerin yenileştirmelerine yardımcı olurlar. Diğer taraftan acenteler, Türkiye gibi sigortacılık sektörünün gelişmekte olduğu ülkelerde bütüncül olarak sigortacılık sektörünün gelişmesine hizmet ederler. Tabi bunun için müşterilerle münasebet kuracak acentelerin eğitimli ve tecrübeli olmaları önemlidir. Diğer yandan acentelerin sigorta şirketleri tarafından yönetilmelerinin zor oluşunun da acenteliğin bir dezavantajı olduğunu belirtmek gerekir(2). Bunun sebebi acentenin sigorta şirketinden bağımsız bir işletme oluşudur(Acentenin ne olduğuna dair bakınız).
       Bu yazıda hukukumuzdaki sigorta acentelerine ilişkin düzenlemelere değinilecektir. Türk Hukukunda acentelik genel olarak Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiştir. Sigorta sektörünün önemine binaen kanun koyucu sigorta acentelerini ayrıca bir de Sigortacılık Kanunu'nda düzenlemiştir. Sigorta acentelerine öncelikli olarak Sigortacılık Kanunu hükümleri uygulanacak ve bu kanunun düzenleme yapmadığı durumlar için de TTK’nın hükümleri uygulanacaktır.

SİGORTA ACENTESİ NEDİR VE NE İŞ YAPAR?

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na göre;
Sigorta acentesi: Ticarî mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişiyi ifade eder.
Sigortacılık kanunu Ticaret Kanununun acente tanımına ek olarak şu üç unsuru da eklemiştir:
1) Akit öncesi hazırlık çalışmalarının yürütülmesi
2) Sözleşmenin uygulanması
3) Tazminatın ödenmesine yardımcı olunması
Dolayısıyla sigorta acentesi; sözleşme öncesi hazırlık çalışmalarını yürüten, sözleşmenin uygulanmasına yardımcı olan ve rizikonun gerçekleşmesi durumunda sigorta tazminatının ödenmesine yardımcı olan kişidir(3).

       Ticaret Kanunu bu üç hususu kendi acente tanımında belirtmemiştir. Fakat Ticaret Kanunu belirtmemiş olmasa dahi acente, bu üç husustan acentelik sözleşmesinden doğan yan yükümlülüklerden dolayı sorumlu tutulabilir. Peki neden Sigortacılık Kanunu TTK'dan farklı olarak sigorta acentesi tanımına ayrıca bu üç hususu eklemiştir? Bunun nedeni sigorta acentelerinin bu üç konudaki sorumluluklarının özellikle vurgulanmasıdır. Sigortacılık Kanunu böylece bu üç yükümlülüğü sigorta acentesine asli yükümlülük olarak yüklemiştir. Bu düzenleme ile sigorta acentelerine TTK düzenlemesine tabi acentelere göre daha fazla sorumluluk yüklenmiştir.
       Türk Hukukunda acente nedir ve unsurları nelerdir(yazı için tıklayınız!) yazısında anlatılanlar sigorta acenteleri için de geçerlidir dolayısıyla o yazıda anlatılanları ayrıca anlatmayıp burada farklı olan bu üç unsura değineceğim.

1) Akit öncesi hazırlık çalışmalarının yürütülmesi

       Tarafların sözleşme müzakerelerinde bulunması ve böylece sözleşme metninin hazırlanması sözleşmeye hazırlık aşamasıdır. Sigorta sözleşmesi konusu riskin tespiti, bu tespite göre primin belirlenmesi işlemleri hazırlık aşamasına dahildir. Bu aşamada taraflar(sigorta ettiren ve sigorta şirketinin temsilcisi konumundaki acente) dürüstlük ilkesi çerçevesinde hareket etmek durumundadırlar aksi takdirde bundan doğacak zararlardan sorumlu olurlar. Sözleşme öncesi hazırlık çalışmalarının yapılması acenteye yüklenmiştir dolayısıyla acente bu aşamada gerekli özeni göstermekle yükümlüdür. Burada acente müşterisine karşı onu aydınlatmakla, gerekli yönlendirmelerde bulunmakla yükümlü olduğu gibi yapılması gereken çalışmaların tam ve doğru yapılması açısından da sigorta şirketine karşı sorumludur. Örneğin poliçenin yanlış hazırlanması dolayısıyla sigorta şirketi aleyhine bir zararın meydana gelmesi durumunda acente burada sorumlu olur. 

2) Sözleşmenin uygulanması

       Kanun hükmündeki sözleşme ile kastedilen sigorta sözleşmesidir. Sigorta sözleşmesinde esas itibariyle sigorta ettiren belirli bir prim ödeme borcu altına girerken sigortacı ise sigorta himayesini gerçekleştirmek borcu altına girmektedir. Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin acentenin sorumluluğu  haber verme ve yetkilendirilmişse primlerin tahsili yükümlülüğünü kapsar. Acentenin prim tahsil edebilmesi için ayrıca sigorta şirketi tarafından yetkilendirilmesi gerektiği de unutulmamalıdır.

       Sigorta sözleşmesinde sigorta ettiren, rizikonun gerçekleşmesi durumunda durumu haber verme veya riziko gerçekleşmeden önce riziko ağırlaşması durumlarını beyan etmek sorumluluğu altındadır. Sigorta ettiren acenteye durumu bildirdiğinde sorumluluk üzerinden kalkar ve artık acentenin TTK. m. 110 gereğince haber verme yükümlülüğü doğar. Bu yükümlülük gereğince acente sigorta şirketine bu beyanları iletmek zorundadır.

       Sözleşmenin uygulanması sırasında çıkan uyuşmazlıklarda davanın sigorta acentesiyle birlikte veya ondan bağımsız acenteye açılabilmesi ve acentenin sigorta ettirene müvekkilin menfaatini koruma adına dava açabilmesi de sözleşmenin uygulanması aşamasındaki acentenin sorumluluğu kapsamına girer.

 3) Tazminatın ödenmesine yardımcı olunması

       Rizikonun gerçekleşmesiyle sigorta tazminatı gündeme gelir. Sigorta sektöründe tazminatın hak edilip edilmediğinin tespiti veya hak edilmişse tazminatın miktarının ne olacağının tespitinin yapılması önemli bir konudur. Tazminat konusunda yapılması gerekli işlemlerin yapılmasında kanun acenteyi işin içine dahil etmiş ve acenteye bu aşamada da sorumluk yüklenmiştir. Dolayısıyla sigorta acentesinin işi poliçenin kesilmesiyle bitmemektedir. Sigorta devam ettiği sürece sorumluluğu devam etmektedir.

SİGORTA ACENTESİ OLACAK KİŞİLERDE ARANAN NİTELİKLER

       Sigorta acenteleri gerçek kişi acenteleri veya tüzel kişi acenteleri şeklinde kurulabilirler. Sigorta Acenteleri Yönetmeliğinde bu iki tarz acentede aranan nitelikler ayrı ayrı düzenlenmiştir. 

1) Gerçek kişi acentelerde aranan nitelikler

a) SEGEM(Sigortacılık Eğitim Merkezi) tarafından yapılan teknik personel yeterlilik sınavını kazanmış olması.

b) Türkiye’de yerleşik olması.

c) Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi 5 yıldan fazla hapis,  sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş olması; devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş olması.

ç) En az 50.000.-TL değerinde malvarlığı değeri beyan etmiş olması.

d)  Fiziki şartlar, teknik ve idari altyapı ile insan kaynakları bakımından yeterli donanıma sahip olması.

e)  Sigortacılıkla ilgili* iki yıllık yüksekokul bitirenler için 2 yıl, dört yıllık yükseköğretim kurumlarını bitirenler  için ise en az 18 aylık mesleki deneyime sahip olması aranır. Sigortacılıkla ilgili dört yıllık yükseköğretim kurumlarını bitirenler için ise deneyim şartı yoktur.

2) Tüzel kişi acentelerde aranan nitelikler

a) Merkezlerinin Türkiye’de bulunması ve anonim şirket veya limited şirket şeklinde kurulmuş olmaları.

b) Asgari ödenmiş sermaye şartını yerine getirmiş olması.

c) Fiziki şartlar, teknik ve idari altyapı ile insan kaynakları bakımından yeterli donanıma sahip olması.

d) Tüzel kişi acentelerin gerçek kişi ortakları ile tüzel kişi ortaklarının gerçek kişi ortakları:
Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi 5 yıldan fazla hapis,  sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş olması; devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş olmalıdırlar.
3) Acentede çalışacak teknik personelde aranan nitelikler

a) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olunması,

b) Kasten işlenen bir suçtan dolayı affa uğramış olsalar dahi 5 yıldan fazla hapis,  sigortacılık mevzuatına aykırı hareketlerinden dolayı hapis veya birden fazla adlî para cezasına mahkûm edilmemiş olması; devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından hüküm giymemiş olmak,

c) Lise ve dengi okul bitirenlerin 1 yıl, müfredatında sigortacılıkla ilgili konulara yer verilen lise dengi mesleki ve teknik eğitim okullarını bitirenlerin 6 ay, İki yıllık yüksekokul bitirenlerin 6 ay mesleki deneyime sahip olmaları aranır. Sigortacılıkla ilgili* iki yıllık yüksekokul bitirenlerde ve herhangi bir dört yıllık yükseköğretim kurumu bitirenlerde deneyim aranmaz.

ç) SEGEM tarafından yapılacak teknik personel yeterlilik sınavının kazanılması,
gerekir.

SİGORTA ACENTESİNİN FAALİYETE GEÇEBİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER


1) Uygunluk belgesi ve levhaya kayıt

       SAY.(Sigorta Acenteleri Yönetmeliği) m. 10'a göre sigorta acentesi açmak isteyenlerin Hazine Müsteşarlığından uygunluk belgesi almaları gerekir. Uygunluk belgesi başvurusu TOBB tarafından görevlendirilen odalara yapılır. Bu odalar tarafndan istenen belgeler tamamlanarak odaya teslim edilir bunun üzerine ilgili oda belgeleri Müsteşarlığa gönderir. Müsteşarlık uygun bulduğu başvuruyu TOBB'a bildirir ve bu bildirim uygunluk belgesi niteliğindedir. TOBB kendisine gelen bildirim üzerine bildirime konu acenteyi kendi nezdinde tuttuğu ve faal acentelerin kayıtlı bulunduğu levhaya kaydeder. Levhaya kayıt olan acenteler TOBB'un internet sitesinde duyurulur.

2) Acentelik yekisinin alınması

       Levhaya kayıttan sonra acentenin 6 ay içerisinde bir sigorta şirketi ile anlaşıp poliçe düzenlenmeye başlamış olması gerekir aksi takdirde levhaya kaydı silinir. Kayıttan sonra sigorta şirketinden acentelik yetkisi alınması gerekir. Bunun için sigorta şirketi ile acentelik sözleşmesi yapılır ve bunun üzerine SAY. m. 14'e göre acentelik yetkisi hususi bir vekaletnemeyle acenteye verilir. Vekaletnamede faaliyette bulunacak sigorta dalları ve bu dallar kapsamında tanınan yetkiler gösterilir. Sonrasında vekaletnameler tescil ve ilan ettirilir. Vekaletnamenin alınmasından sonra acente, acentelik faaliyetinde bulunabilir.


AV. TURAN ÖZKAYA


1) Sigorta Şirketleri- Acente İlişkileri(seminer), İktisadi Araştırmalar Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s. 35.
2) Sigorta Şirketleri- Acente İlişkileri(seminer), a.g.e., s. 33.
3) Arslan Kaya, TTK Şerhi- Acentelik, Beta Yayınları, İstanbul, 2016, s. 19.
*   Sigortacılık ile ilgili bölümler sigortacılık, bankacılık ve sigortacılık, risk yönetimi ve aktüerya bölümleridir.

GEMİ ACENTESİ NEDİR VE NE İŞ YAPAR?

GEMİ ACENTESİ NEDİR VE NE İŞ YAPAR?

gemi acentesi-turan özkaya

       Gemi acentesi; yaptığı acentelik anlaşmasıyla gemi sahibi, kaptan, işleten veya gemi kiralayanın nam ve hesabına hareket eden ve üçüncü kişi ve kuruluşlara karşı bunların hak ve menfaatlerini tayin edilen bölge içinde koruyan ve bunun karşılığında ücret alan gerçek veya tüzel kişidir(1).

       TTK’una göre acente müvekkili ile sözleşme yapacak kişileri bularak sözleşmenin yapılmasına ortam hazırlayan veya sözleşme yapacak kişiyi bulup müvekkili adına bizzat sözleşmeyi yapan kişidir. Buna karşılık gemi acentesi, müvekkilinin üçüncü kişi veya kuruluşlara karşı hak ve menfaatlerini koruyan kişidir. Gemi acentesine verilen bu vazifenin içerisine sadece sözleşme yapılmasına aracılık etme veya müvekkili adına bizzat sözleşmeyi akdetme işi girmez. Ayrıca gemi acentesi, bir vekil gibi müvekkili adına iş ve işlemler de yapabilir. Bu haliyle “gemi acentesi” kavramının TTK’ndaki “acentelik” kavramından daha geniş anlamda düzenlendiği ortadadır. Anayasanın 124. Maddesine göre yönetmeliklerle kanun düzenlemelerine aykırı veya onları aşan düzenleme yapılamaz. Hal bu iken gemi acenteliği kavramının bu geniş anlamıyla bir kanun yerine yönetmelikte düzenlenmesi yanlıştır.

       Çıkacak herhangi bir uyuşmazlıkta gemi acentelerine TTK. m. 102 ve devamındaki acentelik hükümleri uygulanacaktır. TTK da uyuşmazlığa ilişkin bir hüküm bulunmazsa da TTK. m.102 gereğince Türk Borçlar Kanunundaki vekalet hükümleri uygulanır.


       Gemi acenteleri genel olarak aşağıda sayılan iş ve işlemleri yerine getirir(2):

  •  Bulundukları limanda veya bölgede ilgili geminin limana girişinden önce boğaz trafik kontrollerine, liman başkanlıklarına, sahil sağlık, emniyet teşkilatı, gümrük birimlerine geminin özellikleri, yükü, yanaşacağı liman hakkında bilgi verme,
  • Geminin limana gelmesinden sonra sağlık belgesinin temini,
  • Türk limanlarına gelen her türlü gemi ve deniz araçlarının yolcu, yük, bakım/onarım, sörvey, ikmal personel değişikliğinin sağlanması,
  • Yükleme ve boşaltma için liman başkanlığına başvuruları yaparak, gerekli ücretleri yatırmak,
  • Kılavuz, römorkör talebinde bulunmak,
  • Geminin ihtiyacı olan yakıt, kumanya ve yağ ikmalinin sağlanması,
  • Yük ilgililerine gerekli bildirimlerde bulunarak boşaltma, istif, sayım kontrol, hizmetlerinde görev alacak kişileri temin etme ve hazır bulunmasını sağlamak,
  • Özel yetki verilmesi halinde “olaylar çizelgesi -statement of facts”, “zaman çizelgesi -time sheet”, “konişmento- bill of lading” gibi belgelerin tanzim edilmesi,
  • Yükleme ve boşaltma faaliyetlerinin bitiminden sonra geminin liman çıkışında gerekli iznin alınması,
  • 6102 sayılı Kanunun 112. maddesi uyarınca, Müvekkiline ait bir paranın gönderilmesi veya teslim edilmesinin zamanında sağlanması.


GEMİ ACENTESİ OLACAK KİŞİLERDE ARANAN NİTELİKLER

1) Gerçek Kişi Gemi Acentelerinde Aranan Nitelikler

  • a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaları,
  • b) Fiil ehliyetine sahip olmaları,
  • c) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, terörün finansmanı, basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, hapis cezasının ertelendiği veya adli para cezasına çevrildiği hükümler hariç olmak üzere hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyeti gerektiren kaçakçılık veya vergi kaçakçılığı suçlarından mahkum olmamaları,
  • d) Deniz Ticaret Odasına üye olmaları.

2) Tüzel Kişi Gemi Acentelerinde Aranan Nitelikler
  • a) Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan şirketlerden olması
  • b) Şirket ana sözleşmesinde gemi acenteliği faaliyetinin belirtilmiş olması,
  • c) Deniz Ticaret Odasına üye olması.


Gemi Acente Yetkilisi Olacak Kişide Aranan Nitelikler


       Acente yetkilisi; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı nezdinde gemi acentesi adına yetkili olan kişidir. Bir kişinin acente yetkilisi olabilmesi için şu şartları sağlıyor olmalıdır:

  • a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması,
  • b) Fiil ehliyetine sahip olması,
  • c) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, terörün finansmanı, basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, hapis cezasının ertelendiği veya adli para cezasına çevrildiği hükümler hariç olmak üzere hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyeti gerektiren kaçakçılık veya vergi kaçakçılığı suçlarından mahkum olmaması,
  • d) Sicile kayıtlı olarak en az iki yıl süreyle gemi acentesi personeli unvanıyla çalışmış olması veya denizcilik eğitimi veren bir yüksek öğretim programından mezun olmak kaydıyla en az bir yıl süreyle mesleki deneyim sahibi olması ya da İdarenin merkez teşkilatına bağlı Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü, Deniz ve İç Sular Düzenleme Genel Müdürlüğü, Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğünde veya İdarenin taşra teşkilatı liman başkanlıklarında en az on yıl süreyle çalışmış olması gerekir.



Gemi Acentesi Personeli Olacak Kişilerde Aranan Nitelikler


       Gemi acentesi personeli; liman, gümrük, sahil sağlık ve emniyet idareleri ile ilgili diğer kurum ve kuruluşlarda, acentelik işlemlerini yürüten ve kendilerine İdarece tanıtım kartı düzenlenen kişidir. Bir kişinin gemi acentesi personeli olabilmesi için aşağıdaki şartlara uygun olması gerekir.

  • a)Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalı,
  • b) Fiil ehliyetine sahip olmalı,
  • c) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, terörün finansmanı, basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, hapis cezasının ertelendiği veya adli para cezasına çevrildiği hükümler hariç olmak üzere hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyeti gerektiren kaçakçılık veya vergi kaçakçılığı suçlarından mahkum olmamalı,
  • d) İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz Bölgeleri (İMEAK) ve Mersin Deniz Ticaret Odaları tarafından hazırlanan eğitim programına katılıp eğitim sonrasında yapılan sınavda başarılı olmalı,
  • e) En az lise veya dengi okul düzeyinde bir okulu bitirmiş olması gerekir.
       Gemi acentesi personeli olma hakkını kazananlara idare tarafından tanıtım kartı verilir. 

GEMİ ACENTESİNİN FAALİYETE GEÇEBİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER

Gemi Acentesi Yetki Belgesi

       TTK'na uygun bir şekilde kurulmuş olan gemi acenteliği işletmesinin faaliyete geçebilmesi için ayrıca idareden izin ve buna bağlı olarakta gemi acentesi yetki belgesi alması gerekmektedir. Yetki belgesini Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesinde bulunan Deniz ve İç Sular Düzenleme Genel Müdürlüğü vermektedir. Bunun için başvurular sicil müdürlükleri bulunan İstanbul, İzmir, Bandırma, Çanakkale, Zonguldak, Antalya, Samsun, Trabzon, Mersin ve İskenderun liman başkanlıklarına yapılmaktadır(3).
       Yetki belgesi ile sadece yetki verilen bölgede acentelik faaliyeti yürütülür. Gemi acenteleri yetki verilen bölge dışında da faaliyet yürütmek istiyorlarsa ilgili bölgelerde şube açmalıdırlar bunun için de ayrıca şube yetki belgesi almaları gerekmektedir.
       Ayrıca, gemi acenteleri ile şubelerinin ve gemi acentesi personelinin düzenli olarak idare tarafından sicilde kayıtları tutulur.

GEMİ ACENTELERİNE UYGULANABİLECEK İDARİ YAPTIRIMLAR VE İDARE MAHKEMESİNDE DAVA AÇMA

       Gemi Acenteleri Yönetmeliğinin 14. maddesine göre gemi acenteleri belirli durumlarda kısa süreliğine veya ihlal nedeni kaldırılıncaya kadar faaliyetten men edilebilirler.
       Ayrıca 655 sayılı KHK'nın 28/2-b bendine dayanarak gemi acentelerine idari para cezası da verilebilir.
       İdare Gemi Acenteleri Yönetmeliğinin 15. maddesine dayanarak acentenin yetki belgesi veya gemi acentesi personelinin tanıtım kartını da iptal etme yetkisine sahiptir.

       İdarenin bu kararlarına karşı işlemi yapan idarenin bulunduğu yer idare mahkemesine işlemin tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılabilir.

Av. Turan ÖZKAYA

1) 28224 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gemi Acenteleri Yönetmeliğinin 4/e maddesinde ve 26812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gemi Acentelik Hizmetleri Ücret Tarifesine İlişkin Tebliğin 4/ç maddesinde gemi acenteliği tanımlanmıştır.
2) Didem Algantürk LİGHT, 6102 Sayılı TTK Uyarınca Gemi Acentelerinin Tabi Olduğu Hükümlerin Değerlendirilmesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:12, Sayı:24, s. 6-7.
3) http://www.vda.org.tr/duyuru/gemi-acenteligi-yetki-belgesi-ve-gemi-acentesi-personel-tanitim-/6196

ACENTE ÇEŞİTLERİ VE UYGULANACAK HÜKÜMLER

ACENTE ÇEŞİTLERİ VE UYGULANACAK HÜKÜMLER


1) Satış ve Sürüm Acenteleri

       Piyasada en çok görülen acente türleri satış ve sürüm acenteleridir. Satış ve sürüm acenteleri müvekkil tacirin ürettiği mal ve hizmetlerin satışını müvekkili adına yapmak suretiyle sürümü artırmaya çalışır. Bu acenteler bulundukları bölge pazarında müvekkilin ürününün tanıtımını, reklamını ve pazarda yerleşmesini de sağlar. Bunların en bilinen örneği otomobil acenteleridir. Bu acenteler özel bir kanunda ayrıca düzenlenmedikleri için TTK'nın acentelere ilişkin genel düzenlemelerine tabidirler.
2) Sigorta Acenteleri
3) Gemi Acenteleri
4) Sermaye Piyasasında Faaliyette Bulunan Aracı Kurum Acenteleri
5) Seyahat Acenteleri
6) Taşıma Acenteleri

ACENTELİK VE BENZER SÖZLEŞMELERİN KIYASLANMASI

ACENTELİK VE BENZER SÖZLEŞMELERİN KIYASLANMASI

acentelik-bayilik-Turan özkaya
Bir işletmenin yaptığı işin doğru tespit edilmesi çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde önem arz etmektedir.

       Ülkemizde ticaret hayatında acentelik, bayilik, distribütörlük, dağıtıcılık, pazarlamacılık vb. gibi adlar altında faaliyet gösteren bir çok işletme bulunmaktadır. Uygulamada işletmelerin kendilerine verdikleri adlar gerçekle uyuşmayabilmektedir. Yani kişi kendisine bayi diyordur fakat gerçekte acente statüsünde ya da tek satıcı statüsünde olabilmektedir. Bunların yaptıkları işlerin tam olarak hukuki nitelendirilmesinin yapılması çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde önem arz etmektedir. Bu yazıda acentelik kurumunun benzer başka kurumlardan farklılıkları ve benzerlikleri anlatılacaktır. Böylece bir işletmenin yaptığı faaliyetin acentelik olup olmadığının tespiti kolaylaşacaktır.

1) Acentelik ve Simsarlık(Tellallık)

       Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkanının hazırlanmasına veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması halinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir(BK. m. 520). Simsarlık vekalet ilişkisinin bir alt türünü oluşturur. Simsar, simsarlık faaliyetini meslek olarak yapabileceği gibi meslek olarak yapmayabilir de. Ayrıca simsar aracılık işini ücret karşılığı yapar. Ücret unsuru simsarlık sözleşmesinin karakteristik unsurudur.

       Simsarlıkla acenteliği ayıran temel unsur devamlılık unsurudur. Acentelik ilişkisinde, acente müvekkil için devamlı olarak aracılık etmek niyeti içerisinde hareket ederken; simsarlıkta simsar, belirli bir veya daha fazla sözleşmeye aracılık yapmak niyetiyle hareket eder(1).

       Acentelikte simsarlıktan farklı olarak aracı acente, aracılık faaliyeti dışında doğrudan müvekkili adına sözleşme yapmaya da yetkilendirilebilir. Ayrıca acente ister aracı olsun ister sözleşme yapma yetkisini haiz olsun ihbar, ihtar ve protesto beyanlarını müvekkili adına kabul etmeye veya bu beyanları müvekkili adına yapmaya yetkilidir. Bu beyanlara ilişkin çıkacak ihtilaflarda simsarın aksine acente davacı veya davalı da olabilir.

2) Acentelik ve Komisyonculuk

       Komisyonculuk sözleşmesi BK. 532 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Komisyonculuk, ücret karşılığında kendi adına ve vekalet verenin hesabına hukuki işlem yapma işidir. Komisyonculuk da simsarlık sözleşmesi gibi vekalet ilişkisinin bir türüdür. Bundan dolayı komisyonculuğa, komisyonculuk hükümlerinde boşluk bulunması halinde vekalet hükümleri uygulanır.

       Komisyoncu dolaylı temsilci konumunda olduğu için yaptığı hukuki işlemler kendi hukuk alanında doğar ve bunların ayrıca müvekkile devredilmesi gerekir. Komisyoncu müvekkili hesabına yaptığı işlemlerden doğan alacağı normalde BK. m. 183 ve devamı maddelerindeki alacağın temliki hükümlerine göre vekalet verene devretmesi gerekir. Fakat eğer 509. maddeye göre vekalet veren vekile ait bütün borçlarını ifa ederse bu alacaklar doğrudan(temlik edilmesine gerek kalmaksızın) vekalet verene geçer(2).

       Komisyoncu ücret(komisyon) karşılığı çalışır. Ücretin olmadığı bir ilişki komisyonculuk ilişkisi olamaz bu ilişki ancak vekalet ilişkisi olarak nitelendirilebilir(3).

       Acente ilişkisinde, sözleşme yapma yetkisini haiz acente komisyoncudan farklı olarak doğrudan temsilci konumundadır dolayısıyla acentenin sözleşmeyi akdetmesiyle doğan hak ve borçlar müvekkil tacirin hukuk alanında doğar. Bu yönüyle komisyoncuyla acente farklılaşır. Bir diğer farklılık ise devamlılık unsurundadır. Komisyoncu müvekkili için devamlı olarak  faaliyette bulunmaz. Acente ilişkisinde taraflar arasındaki ilişki devamlı nitelikte iken komisyonculuk ilişkisinde taraflar arasındaki ilişki geçici niteliktedir(4).

3) Acentelik ve Pazarlamacılık Sözleşmesi

       Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren(tacir işveren) adına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir(BK. m. 448). Pazarlamacı, işveren tacirin ürünlerinin işletme dışındaki pazarlarda sürümünün artırılmasına yardımcı olur. Pazarlamacı tacirin bağımlı yardımcılarındandır.

  1. Pazarlamacılık sözleşmesi sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşmedir. Bu yönüyle simsarlıktan ayrılır.
  2. Pazarlamacı, işverenin işletmesi dışında çalışır.
  3. Pazarlamacı, işverene bağımlıdır. Borçlar Kanununun 450. maddesi hükmüne göre pazarlamacı işverenin emir ve talimatlarına uymak zorundadır. Üstelik pazarlama faaliyetleri ile ilgili düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek, siparişleri derhal ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle de yükümlüdür. Bu haliyle pazarlamacı işverene sıkı sıkıya bağlıdır.

       Pazarlamacılık sözleşmesini acentelik sözleşmesinden ayıran temel fark pazarlamacının tacire bağımlı olmasıdır. Pazarlamacılık sözleşmesi hizmet sözleşmesinin bir türüdür. Bu açıdan pazarlamacı işverene sıkı sıkıya bağlıdır. Acentelik ilişkisinde ise bağımsızlık asli unsurdur.

4) Acentelik ve Tek Satıcılık Sözleşmesi

       Tek satıcılık sözleşmesi, imalatçı(yapımcı) ile tek satıcı arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir sözleşmedir ki, bununla yapımcı, imalatının tamamını veya bir bölümünü belirli bir bölgede tekel hakkına sahip olarak satmak üzere bedeli karşılığında sadece tek satıcıya göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da, sözleşme konusu mamülleri kendi namına ve hesabına satarak, bu mamüllerin sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı üstlenir(5).

       Tek satıcı kendi ad ve hesabına hareket eder ve bundan dolayı herhangi bir temsil yetkisi yoktur. İmalatçıdan satın aldığı ürünleri tekrar başkalarına satar ve aradaki alış ve satış arasındaki fark üzerinden para kazanır. Acente ise müvekkil taciri temsil eder ve onun ad ve hesabına hareket eder. Gerçekleştirdiği faaliyet içinde belirli bir ücret(komisyon) alarak para kazanır(6).

       Acente ile tek satıcı arasında tekel hakkı açısından da farklılık bulunur. Tek satıcı sözleşmesinde tekel hakkı asli(zorunlu) bir unsurdur. Dolayısıyla tek satıcılık sözleşmesinde tek satıcının tekel hakkının kaldırılması mümkün değildir. Oysa acenteler de tekel hakkına sahip olmakla birlikte acentelerin tekel hakkı yazılı bir anlaşma ile kaldırılabilir(7).

       Farklılıklarının aksine tek satıcılık ilişkisi ile acentelik ilişkisi bazı açılardan da birbirine benzer. Bu iki ilişki sürekli sözleşme ilişkisi doğurmaları, tekel hakkı ve denkleştirme talep imkanları açısından da birbirlerine benzerler(8).

5) Acentelik ve Franchise Sözleşmesi

       Franchise sözleşmesi, franchise verenin bir ücret karşılığında kendisine ait olan üretim, işletme ve pazarlama sistemini, franchise alana kullandırma suretiyle onu kendi işletme organizasyonuna entegre etmek ve sözleşme süresince franchise olarak desteklemek borcunu üstlendiği ve franchise alanın da franchise verenin belirlediği prensiplere uymak koşuluyla kullanma hakkına sahip olduğu mal ve hizmetlerin arzını kendi adına ve hesabına yapmayı taahhüt ettiği sürekli borç ilişkisini tesis eden bir çerçeve sözleşmedir(9).

       Franchise ilişkisinde franchise veren, alana, kendi işletme adını, markasını, sair tanıtma işaretlerini, ticari teknik bilgi ve becerisini(know-how) devrediyor(10). Buna karşılık franchise alan da verene bir ücret ödemesinde bulunuyor ve  franchise verenin ürünlerini satın alarak kendi tekel hakkına sahip olduğu bölge içerisinde satarak sürümünü artırıyor.

       Franchise ilişkisinde franhise alan tek satıcı gibi kendi adı ve hesabına hareket ediyor ve franchise verenden satın aldığı ürünlerin üzerine kar marjı koyarak satıyor böylelikle aradaki farktan kazanç elde ediyor. Acente ise gerçekleştirdiği her faaliyet karşılığında acenteliğini yaptığı tacirden belli bir ücret alıyor.

       Franchise alanın verene bağımlılığı acentenin müvekkil tacire olan bağımlılığından çok daha fazladır. Franchise alan franchise verenin teknik bilgi ve becerisini uygulamak ve bunlarla ilgili kurallarına sıkı sıkıya uymak zorundadır. Ayrıca acentelik ilişkisinde müvekkilinin teknik bilgi ve becerisinden yararlanma hakkı da yoktur(11).

Bunlar da ilginizi çekebilir: 
AV. TURAN ÖZKAYA

1) Arslan KAYA, TTK Şerhi- Acentelik, Beta Yayınları, İstanbul, 2016, s. 16. 
Sabih ARKAN, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2015, s. 208.   
Şaban KAYIHAN, Acentelik Sözleşmesi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2008, s. 62.
2) ARKAN, a.g.e., s. 233.
3) ARKAN, a.g.e., s. 234.
4) ARKAN,a.g.e., s. 208; KAYA, a.g.e., s.16; KAYIHAN, a.g.e., s. 63.
5) KAYIHAN, a.g.e., s. 66.
6) ARKAN, a.g.e., s. 208; KAYA, a.g.e., s. 16.
7) ARKAN, a.g.e., s. 208; KAYA, a.g.e., s. 16.
8) KAYA, a.g.e., s. 16.
9) KAYIHAN, a.g.e., s. 67.
10) ARKAN, a.g.e., s. 209.
11) ARKAN, a.g.e., s. 210.

ACENTENİN YETKİLERİ

ACENTENİN YETKİLERİ

Acentenin müvekkilini temsilen dava açma yetkisi avukatlık tekeline getirilmiş önemli istisnalardan biridir.

       Acenteler aracılık ettikleri veya bizzat akdettikleri sözleşmelerde taraf değildirler. Yani bu sözleşmeler, müşterileri ve müvekkil tacirleri arasında bağıtlanmakta ve sözleşmenin nisbiliği ilkesi gereğince de hüküm ve sonuçlarını bunlar üzerinde doğurmaktadır. Bu haliyle acenteler ilişkinin oldukça dışında gibi görünmektedirler. Ticaret Kanunu, sözleşmenin yapılmasında etkili olmuş ve sözleşmenin içeriğinden haberdar olan acentelere taraflar arasında daha aktif rol oynamaları gerektiği düşüncesinden hareketle önemli yetkiler vermiş ve sorumluluklar yüklemiştir. Böylece acenteler, sözleşmenin yapılmasından sonra da gerek bazı beyanlara yahut davalara müvekkili temsilen muhatap olmak veya temsilen dava açmak yönünden işin içine dahil edilmiştir.
   
       Ayrıca acentenin hakkı koruyucu beyanlara muhatap olması ve dava edilebilmesi emredici hüküm olarak düzenlenmiştir(1). Bu yönüyle müvekkil tacire ve acenteye alternatif bir düzenleme yapma fırsatı verilmemiş ve kanun katı bir şekilde 3. kişilerden yana tercihini kullanmıştır.

       Bu yazıda Ticaret  Kanunu'nun genel olarak acentelere tanıdığı yetkilerden bahesedilecektir. 

1) Sözleşme Yapma Yetkisi

       Ticaret Kanunumuz asıl acentelik olarak aracı acenteliği öngörmüştür. Acentenin ayrıca müvekkil tacir adına sözleşme akdedebilmesi için yazılı bir beyanla yetkilendirilmesi gerekmektedir(TK. m. 107). Bu yetki belgesinden sonradır ki acentenin temsilen akdettiği sözleşmeler müvekkil taciri bağlayacaktır.
Verilen yetki belgesinin, Ticaret Kanunu’nun 107/2 maddesi gereğince acente tarafından Ticaret Siciline tescil ettirilmesi ve ilan edilmesi de gerekmektedir. Bu şekilde acenteye verilen yetki üçüncü kişilere duyurulmuş olmaktadır. Bu tescil ve ilan kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Yani verilen sözleşme akdetme yetkisi yazılı beyanın acenteye ulaşmasıyla hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Dolayısıyla acentenin yetki belgesini tescil ve ilan ettirmeden önce üçüncü kişiye yetki belgesini göstererek yaptığı sözleşme müvekkil taciri bağlayacaktır(2).

       Müvekkil tacir her zaman acenteden sözleşme yapma yetkisini geri alabilir. Fakat müvekkilin acenteden yetkiyi geri alması, Ticaret Kanununda düzenlenmiş sürelere uymak koşuluyla veya haklı bir nedene dayanmak koşuluyla hukuka uygun olur. Diğer türlü müvekkil sözleşmeye aykırı davranmış olur ve acentenin zararlarını karşılamak zorunda kalır. Ayrıca bu durum acente tarafından acentelik sözleşmesinin haklı feshine de sebep oluşturabilir(3).

       Müvekkil, acenteye verdiği yetkiyi geri almış veya kısıtlamışsa bunu uygun bir yolla 3. kişilere duyurmak zorundadır. Aksi takdirde acente ile sözleşme akdetmiş iyiniyetli 3. kişilere karşı hiç bir iddiada bulunamaz ve sözleşmeyle bağıtlanır. Müvekkil bu durumda Ticaret Sicilindeki kaydı sildirmelidir. Henüz Ticaret Siciline tescil yapılmamış ve acenteye temsil yetki belgesi verilmişse Türkiye Sicil Gazetesine ve herhangi bir günlük gazeteye vereceği ilanla müvekkil tacir verilen yetkinin geri alındığını duyurmalıdır(4).

2) Hakkı Koruyan Beyanları Müvekkili Adına Yapma ve Kabul Etme Yetkisi

       Acenteye TK. m. 105/1 hükmü ile hakkı koruyan beyanları müvekkilini temsilen yapma ve kabul etme yetkisi verilmiştir. Öncelikle ifade etmek gerekirse bu yetki, aracı acente ve sözleşme akdetme yetkisine haiz acentenin her ikisine de tanınmıştır. Bu hükümle acenteye kanuni temsil yetkisi verilmiştir(5). Kanuni temsil yetkisi irade beyanıyla verilmeyen bizzat kanun tarafından verilen temsil yetkisini ifade eder. Örneğin acenteye verilen sözleşme akdedebilme yetkisi irade beyanıyla verilen bir iradi temsil yetkisi iken TK m. 105 hükmüyle verilen temsil yetkileri kanuni temsil yetkileridir.

       Söz konusu temsil yetkisi emredici nitelikte bir yetkidir. Yani acentenin bu yetkisi 3. kişilere karşı hiç bir şekilde kaldırılamaz. Acente ve müvekkil iç ilişkide bu yetkiyi kaldırabilir veya sınırlandırabilir fakat iç ilişkide yapılan bu anlaşmalar 3. kişiyi bağlamaz. Kendisine yöneltilen hakkı koruyucu bir beyanı acente kabul etmek zorundadır bu yönüyle de söz konusu kanuni temsil yetkisi acente için bir yükümlülük olmaktadır(6).

       Ticaret Kanunu her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi beyanları hakkı koruyucu beyanlar olarak saymıştır. Bunların dışında temerrüt ihtarı, mehil tayini ve ikrar gibi beyanlar da hakkı koruyucu beyanlar olarak kabul edilir. Bu beyanları acente kabul edebileceği gibi kendisi de yapabilir. Ayrıca aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerin varlığını ortadan kaldıran beyanların da acente tarafından müvekkilin temsilcisi sıfatıyla kabul edilebileceği ifade edilmiştir(7).

       Hangi sözleşmelere ilişkin hakkı koruyucu beyanlar kabul edilebilecek veya yapılabilecektir? Kanun hükmünün lafzından sadece aracılık edilen veya bizzat yapılan sözleşmelere ilişkin hakkı koruyucu beyanların kabul edilebileceği ya da yapılabileceği anlaşılmaktadır. Buna karşılık doktrinde kanun hükmünün geniş yorumlanması gerektiğinden ve acentenin müvekkilinin menfaatlerini her zaman gözetme borcu altında bulunmasından hareketle acentenin bizzat aracılık yapmadığı ve bizzat akdetmediği sözleşmeler için de bu beyanları kabul edebilmesi veya yapabilmesi gerektiği ifade edilmiştir(8).

3) Bedeli Kabzetme ve Malları Teslim Alma Yetkisi

       Ticaret Kanunu’na göre acente müvekkilden izin almadıkça kural olarak işlem bedelini alamaz ve yine işleme konu malları teslim alamaz, işlemlerden doğan alacağı yenileyemez ve miktarı indiremez. Bu kurala istisna olarak -müvekkilden izin almaya gerek olmaksızın- acente malı bizzat teslim etmişse işlem bedelini alabilir, bedeli bizzat ödemişse malları teslim alabilir ve bu işlemlere ilişkin alacağı yenileyebilir ve alacağın miktarını indirebilir(TK. m. 106).

       İşlemin bedelini almaya yetkili olmayan bir acenteye, müşterinin ödeme yapması kendisini borçtan kurtarmaz dolayısıyla ödemeyi ya yetkili acenteye ya da bizzat müvekkile yapmalıdır. Keza teslim borcu altında olan borçlunun teslimi yetkisiz acenteye yapması da yine borçluyu borçtan kurtarmaz.

4) Müvekkili Mahkemede Temsil Etme Yetkisi

Ticaret Kanunu 105. madde
(1) ...
(2) Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan , bu hükme aykırı şartlar geçersizdir.
(3) Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz. 
       Öncelikle davanın acenteye yöneltilebilmesi için ilk olarak ortada bir acentelik ilişkisi olmak zorundadır. Sonrasında davanın, acentenin aracılık ettiği veya bizzat akdettiği sözleşmeyle ilgili olması gerekmektedir. Keza davanın sözleşmeye ilişkin olması gerektiği için haksız fiilden veya kanundan doğan herhangi bir borç ilişkisinden dolayı acenteye karşı dava açılamayacağı gibi acente de bu konularda müvekkili adına dava açamayacaktır(9).

       Avukatlık kanununa göre başkası adına dava açabilmek ve onun adına adli işlemleri yapabilmek için ancak baroya kayıtlı avukat olmak gerekmektedir. Bu haliyle Avukatlık Kanunu adli işlerin yürütülmesi açısından avukatlara tekel hakkı vermiştir. Acentenin müvekkili adına dava açabilmesi ve davayı takip edebilmesi ise avukatlık tekeline kanun tarafından getirilmiş önemli istisnalardandır. Keza acenteler, iç ilişkide bu yetki kaldırılmadığı sürece özel bir yetki aramaksızın müvekkilleri adına dava açabilir ve bu davaları bizzat yürütebilirler. Yabancı şirketler adına acentelik yapan acentelerin bu yetkisi ise iç ilişkide dahi kaldırılamaz. Fakat her ne kadar acenteler bir avukat gibi dava açabilseler ve bu davaları yürütebilseler de HMK. M. 74’te düzenlenen özel yetki gerektiren işlemler için ayrıca yetkilendirilmeleri gerekmektedir(10). 

       Madde metninde geçen “dava” kelimesi geniş yorumlanmalıdır ve böylece teknik anlamda dava kavramı içine girmeyen icra takip işlemlerini de acente müvekkili adına yürütebilmelidir(11). Nitekim uygulamada da acenteler takip işlemlerini müvekkil tacirleri adına yürütebilmektedirler. Dava ve icra takip işlemleri müvekkile izafeten acenteye yöneltilebildiği halde bunların sonuçlarında elde edilen ilamlar veya kesinleşen takipler müvekkili bağlar. Acente tüm süreçte temsilci konumundadır ve bütün hukuki sonuçlar müvekkilin hukuk alanında doğmaktadır. Dolayısıyla acentenin müvekkili yabancı bir şirket dahi olsa acentenin malvarlığında haciz işlemi gerçekleştirilemez acentenin zilyetliğinde bulunduğu halde müvekkiline ait malvarlığı değerleri hariç(12). Aynı davada müvekkilin ve müvekkili izafeten acentesinin davalı olarak gösterilemeyeceğini de belirtmek gerekir.

ACENTENİN YETKİSİZLİĞİ VE SONUÇLARI

Ticaret Kanunu 108. madde
(1) Acente, yetkisi olmaksızın veya yetki sınırlarını aşarak, müvekkili adına bir sözleşme yaparsa müvekkili bunu haber alır almaz icazet verebilir; vermediği takdirde acente sözleşmeden kendisi sorumlu olur. 
       Aracı acente sözleşme akdetmeye yetkili olmadığı halde sözleşme akdederse veya sözleşme yetkisini haiz acente kendisine verilen yetkinin sınırlarını aşarak müvekkili adına sözleşme akdederse acentenin yetkisizliği söz konusu olur.

       Borçlar Kanunu'nda yetkisiz temsilin sonuçları genel olarak düzenlenmiştir. Acentenin yetkisizliğinin sonuçlarını ise Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu'nun yaptığı genel düzenlemeden farklı olarak düzenlemiştir. Borçlar Kanunumuza göre yetkisiz temsilin yaptığı işleme, temsil olunan icazet(onay) vermezse sözleşme yapılmamış sayılır ve bu durumda da 3. kişi varsa zararlarını sözleşme öncesi sorumluluk (culpa in conrahendo) müessesesine başvurarak yetkisiz temsilciden talep edebilir.

       Ticaret Kanunu'na göre ise müvekkil, yetkisiz acentenin işlemini derhal onaylarsa sözleşme müvekkil ve müşteri arasında kurulmuş olur. Onaylamaması durumunda ise sözleşme acente ve müşteri arasında kurulmuş sayılıyor. Bu durumda ise müşteri sözleşmenin ifasını acenteden talep edecektir ve ifayı acente gerçekleştiremezse, müşteri zararlarını sözleşmeden doğan sorumluluk esaslarına göre talep edecektir. Dikkat edilirse Borçlar Kanunu düzenlemesine  göre yetkisiz temsilden dolayı doğan zararını üçüncü kişi, culpa in contrahendoya dayanrak talep ederken; Ticaret Kanunu düzenlemesinde müşteri acente ile müşteri arasında akdedilmiş sayılan sözleşmeye dayanarak talep ediyor.

       Bir diğer farklılık Borçlar Kanunu düzenlemesinde temsil olunanın makul bir süre içerisinde cevap vermesi beklenirken Ticaret Kanununda müvekkilin durumu haber alır almaz cevap vermesi isteniyor ki bu da Ticaret Hukununda sürat ilkesine uygun düşer.                   
AV. TURAN ÖZKAYA

1) Şaban KAYIHAN, Acentelik Sözleşmesi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2008, s. 173.
2) Sabih ARKAN, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2015, s. 219; KAYIHAN, a.g.e., s. 172.
3) KAYIHAN, a.g..e., s. 171.
4) KAYIHAN, a.g.e., s. 172. 
5) Arslan KAYA, TTK Şerhi- Acentelik, Beta Yayınları, İstanbul, 2016, s. 57.
6) KAYIHAN, a.g.e., s. 173, KAYA, a.g.e., s. 57.
7) KAYA, a.g.e., s. 59.
8) KAYIHAN, a.g.e., s. 174; ASLAN, a.g.e., s. 60.
9) KAYA, a.g.e., s. 62; KAYIHAN, a.g.e., s. 178.
10) KAYA, a.g.e., s. 65.
11) KAYA, a.g.e., s. 65.
12) KAYIHAN, a.g.e., s. 182 vd.

ACENTENİN ÜCRET HAKKI

ACENTENİN ÜCRET TALEP ETME HAKKI

sigorta acentesi ücret para


1) Acentenin “ücret hakkının” kaynağı nedir?

       Acentenin ücret hakkının kaynağı acentelik sözleşmesidir. Acentelik sözleşmesinde ücrete ilişkin bir anlaşma yapılmışsa burada sözleşmeden kaynaklanan acente lehine bir alacak hakkı söz konusudur. Uygulamada ücret konusu taraflarca sözleşmede kararlaştırılır. Kararlaştırılmaması halinde acente tacir sıfatına sahipse TK. m. 20'ye dayanarak yine ücret talep edebilir. Keza acentenin esnaf olması durumunda da TK. m. 15'in yollamasıyla TK. m. 20'ye dayanarak ücret talep edebilir. 

2) Ücret hakkını doğuran olgu nedir? 

       Acentenin ücret hakkını doğuran olgu aracılık ettiği veya bizzat akdettiği sözleşmenin ifasının gerçekleşmesidir. Dolayısıyla acentenin ücret hakkını, yürüttüğü faaliyetin değil faaliyet sonucunda elde ettiği sonucun doğurduğu söylenilebilir yani acentenin alacağı ücret, edim ücreti değil bir sonuç çıkarma ücretidir(1). Aynı şekilde acentelik ilişkisinde kazanılan ücret, belirli zaman sonunda hak edilen matbu bir ücret niteliğinde olmayıp her bir başarının karşılığında kazanılan ve başarının çeşidine ve büyüklüğüne göre değişen komisyon niteliğinde bir ücrettir(2).

       Acente, müşteri ile müvekkilinin sözleşmeyi akdetmesiyle ücret hakkını kazanmaz henüz bu aşamada acente için beklenen hak söz konusudur(3). Beklenen hak işlemin yerine getirilmesiyle(aracılık edilen sözleşmenin ifasıyla) kazanılmış hakka dönüşüyor. Bundan dolayıdır ki müvekkil ile müşteri arasında akdedilen sözleşmenin hukuken geçerli olmakla birlikte kural olarak sözleşmenin de ifa edilmesi gerekmektedir. Taraflar edimlerini ifa ettikten sonra sözleşmenin geçersizliği anlaşılmışsa acentenin aldığı ücreti geri vermesi gerekir.

       Acentenin çabasıyla kurulmuş sözleşme müvekkilin kusurlu fiilleriyle taraflarca ifa edilememişse acente yine de TK. M. 114/3 gereği ücret isteyebilir. Fakat aksine müvekkile yüklenemeyen sebeplerle sözleşme ifa edilememişse, sözleşmenin yerine getirilemediği ölçüde acentenin ücret hakkı düşer.

3) Ücrete hak kazandıran işlemler nelerdir? (TK. m. 113)

       Acenteye hak kazandıran işlemlerin belirlenmesinde ilk bakılacak kaynak taraflar arasındaki acentelik sözleşmesidir. Taraflar kendi aralarında serbestçe irade serbestisi ilkesi gereğince bu konuyu düzenleyebilirler. 113’üncü madde emredici bir hüküm değildir. Keza taraflar bu hükmün aksine düzenleme yapabilirler örneğin tekel hakkından dolayı ücret kazanılamayacağını kararlaştırabilirler(4). Tarafların bu konuda düzenleme yapmamış olmaları durumunda ise acente bu maddeye dayanarak maddede düzenlenmiş işlemler için ücret talep edebilir.

a) Acentelik ilişkisinin devamı sürecinde ücrete hak kazandıran işlemler
TK. m. 113/1Acente, kendi çabasıyla aracılık ettiği sözleşmelerden veya aynı nitelikteki işlemler için kazandırdığı üçüncü kişilerle kurulan işlemler için ücret isteyebilir.
       Acentenin kendi çabasıyla aracılık ettiği(bu aracılık şeklinde de olabilir sözleşmenin acente tarafından akdedilmesi şeklinde de olabilir) işlemlerden dolayı hak kazandığı ücret olağan acentelik ücretidir. Bu ihtimalde acentenin ücrete hak kazandığı karine olarak kabul edilir eğer müvekkil bunun aksini iddia ediyorsa bunu ispat etmelidir.

       Bu olağan acentelik ücretinin yanında, acentenin etkisiyle müvekkilin yaptığı benzer nitelikteki işlemlerden de acente ücret kazanabilir. Aynı nitelikteki işlerden kasıt aynı ticaret dalı içerisinde yapılan işlemlerdir(5). Acentenin müvekkili adına devamlı faaliyette bulunması müşterilerin müvekkili tanımalarına sebep olur. Söz konusu tanışıklıktan ötürü müşteriler, acentenin yaptığı işlemler dışındaki işlemleri de müvekkil ile yapabilirler. İşte benzer nitelikteki bu işlemlerin de müvekkil ile yapılmasında acente etkili olmuştur. Acentenin bu etkisinden dolayı kanun acentenin bu işlemler için de ücret talep edebileceğini düzenlemiştir. Yukarıda belirttiğimiz halde yinelemek gerekirse kanunun 113. madde hükmü emredici nitelikte değildir dolayısıyla taraflar benzer nitelikteki işlemler için acentenin ücret talep edemeyeceğini düzenleyebilirler. Benzer nitelikteki işlemler için acentenin ücret talep edebilmesi için acentenin, 3. kişinin müvekkili ile yaptığı bu işlemi yapmasında kendisinin etkili olduğunu ispatlamak durumundadır.

TK. m. 113/2
Acenteye belli bir bölge veya müşteri çevresi bırakılmışsa, acente, bu bölgedeki veya çevredeki müşterilerle kendi katkısı olmadan kurulan işlemler için de ücret isteyebilir.

       Müvekkil, acenteye verdiği tekel bölgesi içerisinde müşterilerle doğrudan veya başka aracılar kullanarak işlemler yaparsa acente bu işlemlerden dolayı da ücret talep etme hakkına sahiptir. Bu ihtimalde acente müvekkil ile işlem yapan müşterinin kendi tekel bölgesi içerisinde olduğunu ispat ettiği takdirde sözleşmenin yapılmasında kendisinin etkili olduğunu yani nedenselliği ispatlamak zorunda değildir. Yani acente burada sadece müşterinin kendi tekel bölgesinde iş yapan birisi olduğunu ispatlayacaktır. Kanun, işlemi direk müvekkil ile veya başka aracılar kullanarak yapan müşterinin, işlemi bu şekilde yapmamış olsaydı mecburen acente aracılığıyla yapacaktı varsayımından hareketle bu kuralı vaz etmiştir.  

       Müvekkilin acenteye verdiği tekel yetkisini ihlal etmesi ayrıca sözleşmeyi gereği gibi ifa etmeme halini oluşturur bundan dolayı acente alacağı ücretten daha fazla zarara uğramışsa bu zararını da ispatlamak koşuluyla müvekkilden talep edebilir.

       Benzer nitelikteki işlemler ve tekel hakkından dolayı ücretin talep edilebilmesi durumlarında acentenin talep edeceği komisyon ücreti normal komisyon ücretinden daha az olacaktır. Zira acente kendisinin aracılık ettiği işlemlerde aldığı komisyon ücreti, olağan giderler düşünülerek hesaplanmıştır fakat söz konusu durumlarda acentenin olağan masrafı bu işlemler başkalarınca yapıldığı için yoktur.   

b) Acentelik ilişkisinin bitiminden sonra ücrete hak kazandıran işlemler

       Acentelik ilişkisinde acentenin kazandığı ücretin bir edim ücreti değil de sonuç ücreti olduğunu söylemiştim. Acentenin gösterdiği çabanın karşılığı olan ücret işlemin gerçekleşmesiyle doğmaktadır. Dolayısıyla bir iş görme ilişkisi olan acentelik ilişkisinde acente, sonucun doğmasına çaba göstererek etkili olduğu ölçüde ücrete hak kazanır. Örneğin işlemin gerçekleşmesi için iki ayrı acente emek vermişse her bir acente gösterdiği çaba ölçüsünde ücrete hak kazanacaktır. Bu durum ücretin acenteye bağlılığı ilkesinin bir gereğidir(6). Acentelerin hangi oranlarda ücrete hak kazandığı acentelerin sonuca etki eden çabalarının büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Bunun tespitini ise objektif olarak yapmak mümkün değildir. Keza paylaşım objektif biçimde yapılamayacağı için kanun bu paylaşımın hakkaniyete uygun bir şekilde yapılmasını emretmiştir.

       Acente acentelik ilişkisiniin bitiminden sonra kazandığı ücreti talep edebilmek için çabasının miktarını ve sonuca olan etkisini ispatlamak zorundadır. 

TK. m. 113/3
Acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan işlemler için acente;

a) İşleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem de acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa

       Acente devamlı olarak müvekkili için faaliyette bulunur bundan dolayıdır ki acentelik sözleşmesinin feshedilmesiyle bazı işlemlerin yarıda kalması ve sözleşmenin feshinden sonra tamamlanması mümkündür. Bu durumlarda da kanun acentenin emeğini göz ardı etmemiş, belirli şartların varlığı halinde acentenin ücrete hak kazanacağını düzenlemiştir. Kanuna göre sözleşme acentelik ilişkisinin feshinden sonra akdedilmiş olsa dahi acente, sözleşmenin yapılması için gösterdiği çaba oranında ücrete hak kazanmış olacaktır. Acentenin ücrete hak kazanabilmesi için sözleşmenin geçerli bir şekilde acentelik sözleşmesinin bitiminden sonra kurulması gerekir ve ayrıca bu işlemin makul bir süre içerisinde tamamlanması gerekmektedir.  Makul sürenin miktarı sektöre göre farklılık göstereceği için her bir sektör için farklı değerlendirilmelidir. Örneğin gıda ve giyim sektörleri için bu süre, kısa kabul edilirken büyük montanlı imalat sanayilerinde daha uzun kabul edilmelidir(7). 


b) 113/1 ve 113/2 fıkralarının birinci cümleleri uyarınca ücret istenebilecek bir işleme ilişkin olarak üçüncü kişinin icabı, acentelik ilişkisinin sona ermesinden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa, ücret isteyebilir. Bu ücretin hal ve şartlara göre paylaşılması hakkaniyet gereği ise, sonraki acente de uygun bir pay alır.    
   
       Acentelik ilişkisinin bitiminden sonra, yapıldığına etki edildiği ve tekel bölgesi sebebiyle ücrete hak kazanıldığı düşünülen ücretler ancak müşterinin icabı acentelik ilişkisi sona ermeden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa talep edilebilir. Bunun için öncelikle icap beyanının hukuken geçerli beyan olmalıdır. Selef acente ve halef acente işlemin gerçekleşmesi için gösterdikleri çaba oranında ücrete hak kazanırlar.

4) Acentenin ücrete hak kazanma zamanı
Ücrete hak kazanma zamanı
MADDE 114:                                                    
  
(1) Acente, (müvekkil) kurulan işlem yerine getirildiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır.Taraflar bu kuralı acentelik sözleşmesiyle değiştirebilir; ancak müvekkil işlemi yerine getirince, acente, (her halde) izleyen ayın son günü istenebilecek uygun bir avansa hak kazanır. Her hâlde acente, üçüncü kişi kurulan işlemi yerine getirdiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır.                                   
(2) Üçüncü kişinin işlemi yerine getirmeyeceği kesinleşirse, acentenin ücret hakkı düşer; ödenmiş tutarlar geri verilir.    
 (3) Aracılık edilen sözleşmeyi müvekkilin kısmen veya tamamen yahut öngörüldüğü şekliyle yerine getirmeyeceği kesinleşse bile, acente ücret isteyebilir. Müvekkile yüklenemeyen sebeplerle sözleşmenin yerine getirilemediği hâlde ve ölçüde acentenin ücret hakkı düşer. 

       Acentenin hangi işlemlerden dolayı ücret hakkına sahip olacağının 113. maddede düzenlendiğini ve bu düzenlemenin içeriğini yukarıda izah ettim. 113. maddede sayılan işlemlerin gerçekleşmesiyle acente bir "beklenen hak" sahibi olur. Kanun 114. maddede ise ücret hakkının ne zaman kazanılacağını düzenlemiştir. Yani 114. maddede tespit edilen zamanlarda ise acentenin sahip olduğu "beklenen hak" artık acentenin hukuk alanında doğar. 

       Kanun ücret hakkının elde edileceği zamanı ve ücretin miktarını sözleşmenin ifa zamanına ve ifanın ölçüsüne bağlamıştır. Böylece acente aracılık ettiği sözleşme ifa edildiği anda ve ifanın ölçüsü nispetinde ücrete hak kazanacaktır.                    
       
      Kanunda yapılan düzenlemede bazı hususlar emredici olarak düzenlenmiştir. İlk husus, müvekkilin ifasıyla acente, ücrete hak kazanamıyor olsa dahi ifanın gerçekleştiği ayı izleyen ayın son gününde makul bir avansa hak kazanır ve ayrıca kurulan işlemin yerine getirilememesi kusurlu olacak şekilde müvekkilden kaynaklanıyorsa acente ücrete hak kazanır. İkinci husus, 3. kişinin edimini ifa etme zamanı her halde acentenin ücrete hak kazandığı zamandır(8). Bu iki husus aleyhine olmayacak şekilde taraflar ücretin hak edildiği ana ilişkin düzenleme yapabilirler.

       Acentenin amacı müvekkilinin menfaatinin gerçekleştirilmesidir ve bu amacı yerine getirdiğinde de belli bir ücret talep eder. Bu durumda acente, müvekkilinin menfaatinin gerçekleşmesi adına müşteri bulmuş ve sayesinde sözleşmenin yapılmasını sağladığı halde müvekkil kusurlu bir şekilde işlemin tamamlanmasına mani olmuşsa artık acente vazifesini gerçekleştirmiş ve ücreti hak etmiştir. Nitekim Kanun 114/3'te bu durumu düzenlemiştir. Dolayısıyla her sözleşmenin ifası durumu acenteyi ücretten mahrum bırakmaz. Keza sözleşmenin ifa edilmemesinin sebebi eğer müvekkile yüklenebilen bir sebepten kaynaklanıyorsa acente sözleşme ifa edilmese dahi ücrete hak kazanmış olur ve ücretini müvekkilden talep edebilir.

       Acentenin ücret hakkının düşmesi, 3. kişinin sözleşmeyi müvekkile yüklenemeyen sebeplerden dolayı ifa etmemesi veya yine müvekkile yüklenemeyen sebeplerden dolayı müvekkilin sözleşmeyi ifa edememesi durumlarında gerçekleşir. Bu durumlarda acente ücret veya avans almışsa bunları müvekkile iade etme yükümlülüğü altındadır. Müvekkilin bunların iadesini acente sözleşmesine dayanarak talep ve dava edebilir.     

       Doktrinde müvekkile yüklenemeyecek ve yüklenebilecek durumlara bazı örnekler verilmiştir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:

müvekkile yüklenemeyecek durumlar;
  • işçilerin greve gitmeleri,
  • sözleşmenin kurulmasından sonra malın üretilmesinin, ihraç ve ithal edilmesinin devlet tarafından yasaklanması,
  • su baskını veya deprem gibi doğal afetlerden dolayı malın tesliminde yaşanan (imalat atölyesinin yok olması gibi) zorluklar ile 3. kişinin malın veya hizmetin bedelini ödemesi olsalığının ciddi oranda azalması(ekonomik sıkıntıya girmesi veya iflas etmesi vb.) gibi müvekkilden ifanın beklenemeyeceği durumlar,
müvekkile yüklenebilecek durumlara örnek ise;
  • siparişlerin çoğalmış olması,
  • işletmeye yeni finans kaynakları bulmada çekilen zorluklar,
  • hammaddenin işletmeye taşınmasında karşılaşılan sorunlar,
  • işgücü kıtlığı, sürüm ve satışla ilgili yanlış hesaplamalrın yapılmış olması, 
  • müşterinin müvekkilin kusuru sebebiyle sözleşmeyi feshetmesi,
  • müşteri ile anlaşarak siparişin iptal edilmesi gibi durumlar örnek verilebilir(9).



  5) Ücretin ödenme zamanı
Ücretin ödeme zamanı
MADDE 116 
(1) Acentenin hak kazandığı ücretin, doğumu tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ve her hâlde sözleşmenin sona erdiği tarihte ödenmesi gerekir.(2) Ücret istemi, muacceliyeti ve hesaplanması bakımından önemli olan bütün konular hakkında acente bilgi istediği takdirde müvekkil bu bilgileri vermek zorundadır. Ayrıca acente, ücrete bağlı işlemlere ilişkin defter kayıtlarının suretlerinin de kendisine gönderilmesini müvekkilinden isteyebilir. Müvekkil, defter suretini vermekten kaçınırsa ya da defterlerin doğruluğu ve tamlığı konusunda kuşku duymayı gerektiren haklı nedenler varsa, acente, ticari defter ve belgelerin ilgili kısımlarını ya kendisi inceler ya da bir uzmana inceletebilir. Müvekkil buna izin vermezse sorunu mahkeme duruma en uygun şekilde karara bağlar.(3) Bu hükümlerin aksinin kararlaştırılması acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir.

       116. madde acentenin alacak hakkının ne zaman muaccel olacağını düzenlemektedir. İlgili maddeye göre 114. maddede belirtilen ücret hakkının doğumu tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde ücret alacağı muaccel olacaktır. Bu üç aylık süre uzatılamaz fakat taraflarca kısaltılabilir. Acentelik sözleşmesinin sona ermesi halinde ise henüz muaccel olmamış alacakları da muaccel hale gelecektir. Acentelik alacağının muaccel olmasından sonra müvekkil temerrüde düşürülebilir ve buna bağlı olarak temerrüt faizi ve aşkın zararların tazmini yoluna gidilebilir.

       İlgili maddenin ikinci fıkrasında ise acentenin bilgi ve belge isteme hakkıyla inceleme hakkı düzenlenmiştir. Bilgi ve belge isteme hakkı ücrete bağlı işlemlere ilişkin olmak koşuluyla her zaman kullanılabilir ve bu hakkın kullanılması özel şekil kurallarına tabi tutulmamıştır. Fakat her iki taraf için ispat kolaylığı açısından bilgi ve belge talebinin ve bunların verilişinin yazılı olması daha iyi olacaktır. Diğer hak olan inceleme hakkı ise ancak müvekkilden istenilen belgelerin verilmemesi veya verilen bilgilerin ya da gönderilen belgelerin tutarsız olması durumunda kullanılabilecek bir haktır. 


       İstenilen bilgi ve belgelerin verilmemesi ve inceleme hakkının kullandırtılmaması veya amacına uygun kullandırtılmaması durumunda acente mahkemeye başvurabilecektir.

6) Acentenin hak ettiği ücretin miktarının belirlenmesi

Ücretin miktarı
Madde 115:
(1) Sözleşmede hüküm yoksa ücretin miktarı, acentenin bulunduğu yerdeki ticari teamüle, teamül de mevcut değilse halin gereğine göre o yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir.
       Acentenin ücretinin miktarının belirlenmesinde asıl olan tarafların belirlediği ücrettir. Bu ücret işlem tutarının belirli bir yüzdesi veya işlem başına sabit ücret olabileceği gibi yapılan işlemin türüne göre değişen farklı ücret biçimleri de kararlaştırılabilir. İşlem tutarının belirli bir oranı olarak ücret belirlenmişse işlem tutarından brüt miktar yani işlem bedelinden vergi vb. kesintilerin yapılmadığı miktar anlaşılır(10). Sözleşmede taraflar ücret miktarını kararlaştırmamışlarsa ücret tarafların bulunduğu bölgede geçerli ticari teamüllere göre belirlenecektir. Bu halde de belirlenemezse hakim Medeni Kanun'un 1 ve 4. maddelerine dayanarak bir ücret belirleyecektir.

Bunlar da ilginizi çekebilir:
AV. TURAN ÖZKAYA

1) Arslan KAYA, TTK Şerhi- Acentelik, Beta Yayınları, İstanbul, 2016, s. 140, 
Şaban KAYIHAN, Acentelik Sözleşmesi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2008, s. 126.
2) KAYIHAN, a.g.e., s. 118.
3) KAYA, a.g.e., s. 140.
4) KAYA, a.g.e., s. 139, 146.
5) KAYIHAN, a.g.e., s. 121.
6) KAYA, a.g.e., s. 141-142.
7) KAYA, a.g.e., s. 148.
8) KAYA, a.g.e., s. 158.
9) KAYA, a.g.e., s. 164.
10) KAYA, a.g.e., s. 168.